Müze Kart Nedir, Nerede Geçerli, Nerede Geçersizdir?

Ziyaretçileri tarihte yolculuğa çıkaran yüzlerce müze ve ören yerini ziyaret etmek az önce bahsettiğim önem nedeniyle bazı şartlara bağlanmıştır. Müze Kart bunların en önemlisidir. Bu yazımızda Müze Kart ile ilgili en çok sorulan sorulara cevap vermeye çalışacağım

Anadolu’nun ev sahipliği yaptığı medeniyetlerden miras kalan zenginlikler Türkiye’nin dört bir yanında varlıklarını sürdürmeye ve ziyaretçi ağırlamaya devam ediyor. Binlerce yıl süren yolculukları sonucunda dönemimize ulaşmayı başarmış bu tarihi eser ve mekanlar, yaşadığımız toprakların geçmişine ışık tuttukları için ülkemizin göz bebeği durumundalar. Özellikle bu nedenden dolayı korunmaları çok önemli. Genel olarak müze ve Ören yerler ismiyle andığımız söz konusu varlıklar her yıl milyonlarca turist çekmektedir. Turist sayısı bu kadar yüksek olunca haliyle sistemli bir çalışma ve bu çalışmanın sonucunda olmazsa olmaz uygulamalar ortaya çıkmıştır. Ziyaretçileri tarihte yolculuğa çıkaran yüzlerce müze ve ören yerini ziyaret etmek az önce bahsettiğim önem nedeniyle bazı şartlara bağlanmıştır. Müze Kart bunların en önemlisidir. Bu yazımızda Müze Kart ile ilgili en çok sorulan sorulara cevap vermeye çalışacağım

Müze Kart
Müze Kart

Başlıklar

Müze Kart Nedir?

Müze Kart, Kültür ve Turizm bakanlığınca verilen, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki 300’den fazla müze ve ören yerini ücret ödemeden ziyaret edip görmenizi sağlayan bir karttır. Ben bu kartla 2 yıl önce gerçekleştirdiğimiz Ege turu sırasında, büyüleyici atmosferi ile beni gerçekten tam manasıyla mest eden Efes Antik Kentinde tanıştım. Kimliğimi göstererek ve sadece 60 TL ödeyerek edindiğim müze kartın sağladığı en güzel avantaj, 1 yıl boyunca ziyaret edeceğim başka hiçbir müze ya da ören yerinde ücret ödemek zorunda kalmayacak olmamdı. Gezmeyi ve yeni yerler görmeyi seven herkesin mutlaka bir müze kart edinmesi gerektiğine inanıyorum.

Hesabınızı bilmez, harcamalarınıza dikkat etmezseniz gezmek ve görmek gibi eylemler sizin için oldukça pahalıya patlayabilir. Müze kart bu noktada harika bir avantaj olarak karşımıza çıkıyor. Yıl boyunca ziyaret edeceğiniz 300’den fazla müze ve ören yerinin ücretsiz olarak önünüze serilmesi bence gezi severler için çok güzel bir fırsat. “Müze ve Ören yerlerine Girişlerde Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında” isimli yönergede belirlenmiş gruplara buralar zaten ücretsiz.  

Müze Kart ’ın Geçerli Olmadığı Yerler Nerelerdir?

Türkiye ve KKTC içerisinde bulunan 300’den fazla müze ve ören yerini ücretsiz olarak görmenizi sağlayan bu kartın geçerli olmadığı 4 yer var. Ben bunların hangi mekanlar olduğunu, o dört yerden ikisini ziyaret ettiğim sırada tesadüfen öğrenmiştim. ilki Efes Antik Kent’teki Yamaç Evler adı verilen özel bir alandı. Efes’te restorasyon ve kazı çalışmalarının bir arada yürütüldüğü Yamaç Evler adı verilen kısım dışardan bakılınca içerisi görülemeyecek bir biçimde çevrilmişti. Fakat ziyarete açıktı. Girmeye teşebbüs ettiğim sırada bu bölümü ziyaret edebilmem için ücret ödemem gerektiği söylendi. Ben ise cevaben, Antik Kente girerken müze kart satın aldığımı söyledim. Bu bölümün o kartın sağladığı ücretsiz giriş avantajı dahilinde olmadığını öğrendiğimde oldukça hayıflanmıştım. Fakat geçerli bir sebebinin olduğunu öğrendiğimde hak vermiştim. Buna bir sonraki başlık altında değineceğim.

Müze kartın geçersiz olduğu ikinci ören yeri ise Kapadokya’daki Göreme Açık Hava Müzesi içerisinde bulunan Karanlık Kilise idi. Bu açık hava müzesi Göreme – Ürgüp karayolunun üzerinde bulunur. Göreme’ye 5 kilometrelik mesafededir. Açık Hava müzesine giriş Müze Kart sahiplerine ücretsizdir fakat bu müzenin içerisinde bulunan Karanlık Kilise’yi görmek isterseniz ücret ödemeniz gerekiyor.

Müze Kart’ın geçerli olmadığı diğer iki özel yeri ise henüz ziyaret etme fırsatım olmadı. Bunlardan biri Topkapı Sarayı içindeki Harem Dairesi diğeri ise Aya İrini Anıtıdır.

Müze Kart’ın Geçersiz Olduğu Yerlerin Özelliği Nedir?

Efes’i ziyaret ettiğimizde tanık olduklarımız inanılmazdı. Yaz sıcağının ortasında hem de öğlen vakti, yani günün en sıcak saatlerinde binlerce insan antik kente akın etmişti. Tarihi bir mekanda günün o saatinde bir insan seli ile karşılaşacağımı hiç ummuyordum. Fakat Efes ile ilgili öğrendiğim şaşkınlık verici ayrıntıları hatırlayınca o kalabalığa hak verdim. Bu ayrıntıları Efes ile ilgili yazımızda detaylı bir biçimde kaleme aldım. O yazımıza da buradan ulaşabilirsiniz. Böylesi bir kalabalığın ziyaret ettiği yer binlerce yıllık bir antik kent olunca tarihi dokunun bozulmaması için tedbir alma zorunluluğu doğmuştu. Çok sayıda ziyaretçi alan ören yerlerinde bulunan yukarıda bahsettiğim dört bölüm, kendilerini çevreleyen mekana nispeten daha hassas dokulara sahiptir. Bu dokunun korunması ise daha fazla dikkat gerektirdiğinden buralara girişlerin ücretli yapılması uygun görülmüş. Gözlemlediğim kadarıyla da oldukça etkili bir tedbir olmuş. Çünkü ziyaretçilerin büyük bir kısmı girişin ücretli olduğunu duyunca bu bölümleri görmekten vazgeçmeyi tercih etmişlerdi. Kazançlı çıkıp çıkmadıkları konusunda bir yorum yapamam ama bir kazanım varsa onun da turistik bir değerin korunması olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Müze Kart’ı Nereden ve Kimler Satın Alabilir?

Müze Kart’a, muze.gov.tr adresini ziyaret ederek çevrimiçi ödeme yöntemiyle sahip olabilirsiniz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları 60 TL karşılığında Müze Kart sahibi olabilirler. 65 Yaş üstü iseniz veya ilk ya da orta öğretim öğrencisi iseniz ücret ödemenize gerek yok. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı çalışan öğretmenler, Seyahat acentesi sahipleri veya Sorumlu müdürler de ücretsiz bir şekilde bu mekanları gezebiliyorlar. Diğer tüm şartları yine az önce bahsettiğim siteden öğrenebilirsiniz. Ayrıca bu kart Türkiye ve KKTC’de ziyarete açık olan müze ve ören yerlerinin girişlerinde de satılmaktadır. Kimliğinizi göstererek 60 TL ücret karşılığında satın alabilirsiniz.

Müzeler Ziyarete Açık mı?

Müze ve Ören Yerleri, Koronavirüs salgını sebebiyle 18 Mayıs 2020 tarihine kadar kapalıdır. Bir aksilik olmazsa bu tarihten sonra tekrar ziyarete açılacaktır.

Sağlıcakla kalın.

Uzun Çarşı – Tarihî Antakya’nın Kalbi

Tarihî çarşılar, gittiğim şehirlerde gezmeyi en çok sevdiğim yerlerdendir. Çünkü yaşayan tarihtir. Bir tarihî eserden fazlasıdır. Burada yüzyıllar öncesinin meslekleri, zanaatları, komşuluk ilişkileri ve lezzetleri bir arada bulunur. Şehrin kalbinin hâlâ attığı yerlerdir. Antakya Uzun Çarşı da tam olarak böyle bir yerdir.

Türkiye’nin Tarihî Çarşıları

Anadolu’nun şehirleri tarihî çarşılarla doludur. Her şehirde en az bir tane bulunur ve geçmişi yüzyıllara dayanır. Hatta şehirler bu çarşıların çevresinde kurulmuştur. Çünkü halkın bütün ihtiyaçlarını bu çarşılar karşılamıştır. Tarihî çarşılar; her türlü eşya, giysi, sanat eseri, gıdanın satıldığı yerler olduğu gibi kahvehaneleri, restoranları ve hanları ile şehir halkına sosyalleşme imkânı da vermiştir.

Hatta Anadolu’da bu tarihî çarşılar kendi standardını oluşturmuş olup bedesten olarak anılmışlardır. Gezgin Kılavuz sayfalarında daha önce Adana’nın tarihî çarşısı olan Kazancılar Çarşısı’nı sizlere anlatmıştık. Bugün ise sıra Hatay’ın merkez ilçesi Antakya’daki Uzun Çarşı ’da. Gelecekte diğer şehirlerinki de sayfalarımızda ağırlanacak.

Uzun Çarşı ‘ya Yolculuğum

Uzun Çarşı ‘ya yaptığım ilk ziyaret, öğrencilik yıllarıma denk gelir. Daha önceki yazılarımda da söz ettiğim üzere üniversiteyi Hatay’da okumuştum. O yıllarda çarşının ortamı beni her ne kadar büyülemiş olsa da tarihî önemini pek anlamamıştım. Çünkü şu anki kadar tarih bilincine sahip değildim.

Mezuniyetimden dokuz yıl sonra, Antakya’da yaşayan kardeşimi ve eşini görmek için yeniden Hatay yollarına düştüm. Sabah kahvaltısından sonra Antakya’nın tarihî ve turistik yerlerini gezmek için yola düştük. Meclis Binası, Atatürk Parkı, Saray Caddesi, Tarihî Antakya Evleri gibi yerleri gezdikten ve Ehliddar Cafe’de bir mola verdikten sonra çarşıya girdik.

Uzun Çarşı - Hatay
Uzun Çarşı – Hatay

Yıllar sonra yeniden burada olmak hoş bir duyguydu. Çarşı güzelliği ve canlılığından hiçbir şey kaybetmemişti. Hatta daha da güzelleşmişti. Orada gördüğüm her şey Antakya’yı harika bir şekilde yansıtıyordu. Şehrin tarihi burada yaşamaya devam ediyordu.

Gerek Antakya’nın yerlisi olanlar gerekse de turistler alışverişlerine devam ediyorlardı. Esnaf ise hem işini yapıyor hem de komşusuyla hoşbeş ediyordu.

Fakat kardeşim sayesinde Uzun Çarşı ’nın sandığımdan çok daha büyük olduğunu ve bilmediğim yönlerinin de olduğunu öğrendim. Ben daha önce bu çarşının sadece ana sokağını gezmiştim. Onun ara sokaklarını da şimdi gezdik ve daha önce varlığını bilmediğim Kurşunlu Han’ı da ziyaret ettik.

Uzun Çarşı ‘da Neler Var?

Uzun Çarşı ‘da yaklaşık 2000 esnaf faaliyet göstermekte. Ve her şeyi bulmak mümkün. Çarşının bulunduğu sokakların üstü güneşten ve yağmurdan etkilenmeyecek şekilde örtülmüş. Kısacası AVM gezmek yerine bu çarşıyı gezmemek için hiçbir bahaneniz olamaz.

Tarihî Uzun Çarşı - Antakya
Tarihî Uzun Çarşı – Antakya

Çarşının ana sokağı ve ara sokaklarında neredeyse her türlü eşyayı, kıyafeti ve gıda ürününü satan dükkânlar var. Yöresel ürünler ağırlıkta. Hatay’ın meşhur tatlısı künefenin malzemelerinden çeşitli yerel yiyeceklere, baharatlara,kozmetik ürünlerine, hediyelik eşyalara, Hatay’ın meşhur Defne Sabununa kadar her türlü yöresel ürün burada bulunuyor. Eğer Antakya geziniz sırasında anı götürmek, hediyelik eşya almak isterseniz bu tarihî çarşı ilk durağınız olmalı.

Ayrıca Hatay Mutfağının birbirinden harika yemeklerini tadabileceğiniz restoranlar da var. Bunlar genellikle esnaf lokantası ve kebapçı gibi görünen yerler. O gün yemeği orada yemedik ama turistler tarafından da bu lokantaların tercih edildiğini gördük. Hatta bir tanesinin üstünde ünlü gurme Vedat Milor’un orayı ziyaret ettiğini gösteren bir fotoğraf da gördük.

Uzun Çarşı ‘nın kendisi her ne kadar tarihî bir eser olsa da içinde iki farklı tarihî eser daha bulunuyor. Bunlardan biri Antakya’daki en eski tarihî han olan Kurşunlu Han. Diğeriyse şehrin tarihî camileri içinde en yenisi olan Yeni Cami.

Uzun Çarşı Ne Zaman Kuruldu?

Uzun Çarşı ‘nın ilk olarak ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemekte. Evliya Çelebi’nin yazdıklarına göre Kurşunlu Han 17. yüzyılda inşa edildiğinde bu çarşı varmış ve o zamanlar yaklaşık 300 esnaf burada çalışmaktaymış.

Çarşının kuruluş tarihi ile ilgili kayıtlar ya tutulmamış ya da günümüze ulaşamamış. Fakat çarşının İpek Yolu ticaretinde önemli bir yer edindiğini biliyoruz ki bu da onun Osmanlı döneminden önce de uzun bir süre var olduğuna işaret ediyor. Kuruluş tarihini bilmesek de şundan eminim: Uzun Çarşı Türkiye’deki benzerlerinden çok daha uzun bir geçmişe sahip.

Covid-19 ’un (Coronavirüs) Hayatımızda Yarattığı 15 Önemli Değişiklik

Covid-19, yaşamımızda ortaya çıkan çok köklü değişikliklerin baş sorumlusu olarak varlığını sürdürmeye devam ediyor. Bunlardan tespit edebildiğimiz 15 tanesini sizin için derledik.

Covid-19 , yaşamımızda ortaya çıkan çok köklü değişikliklerin baş sorumlusu olarak varlığını sürdürmeye devam ediyor. Bunlardan tespit edebildiğimiz 15 tanesini sizin için derledik.

Covid-19
Coronavirüs (Fotoğraf: Cottonbro)

1) Tokalaşma – Öpüşme – Kucaklaşma

Türk toplumu yapısının genlerine kadar işleyen tokalaşma ve öpüşme, Covid-19 ile hayatımızdan çıktı. Türk samimiyetinin ve sıcaklığının göstergesi sayılan bu vücut dili hareketi salgının yayılma riski nedeniyle konulan sosyal mesafe kuralı ile bizlere veda etti. Ezber bozan Coronavirüsün hayatımıza en büyük etkilerinden biri bu oldu

2) Komşuluk – Misafirlik Alışkanlığı

İnsanımızın en önemli sosyalleşme faaliyeti sayılan komşu ziyaretleri ve misafirlik kavramı kökten değişmiş gibi görünüyor. Çat kapı girip çıktığımız komşu evleri artık yabancı birer mekân durumuna düştü. Komşuluk ilişkilerinin bu denli kısıtlanması Covid-19 virüsünün bizden çaldığı en değerli hazine olarak gösterilebilir.

3) Temizlik (Hijyen) Alışkanlığı

Hijyene verdiğimiz önem ile dünya sıralamasında edindiğimiz konumun bize yaşattığı sarsılmaz gurur daha üst bir seviyeye taşınmış oldu. Temizlik kurallarına dikkat eden bir millet olarak özen gösterdiğimiz kişisel bakım ve çevre temizliğimize daha fazla önem vermeye başlayarak beyazdan daha beyaz olma yolunda hızla ilerliyor oluşumuz su götürmez bir gerçek halini aldı.

4) Yaşam Tarzı

Coronavirüsün bize öğrettikleri arasında şüphesiz en zorlayıcı olan konu hayatı eve sığdırmaktı. Sokaktan içeri giremeyen halkı evden çıkamaz hale getirebilecek yegâne güç olsa olsa ancak ölüm tehditleri savuran böylesi bir virüse ait olabilirdi. Ölüm korkusu yayabilme gücüne mazhar olan bu düşman gerçek anlamıyla ciğer parçalayan, hayat söndüren bir kudrete sahip. Zırhınızı kuşanıp eşiğe çıksanız bile hep bir tedirginlik hissedeceğiniz sokağın tek efendisi şimdilik O. Kapımızın önünde kendimizi yabanın ortasındaymışız gibi hissettiren başka bir düşmanla tanışmış olanınız varsa lütfen bize ulaşsın.

5) Kitap Okuma Alışkanlığı

Evde kalmak zorunda olduğumuz bu günlerde güzel şeyleri alışkanlık haline getiriyoruz. Demek ki bir musibet gerçekten de bin nasihatten katbekat etkili olabiliyor. Covid-19 sayesinde Türkiye genelinde kitap satış rekorları kırıldı. Okumaktan çok uzak olan halkımızı gazeteden başını kaldırmadan, roman, öykü diye ayırmadan, iyiye kötüye aldırmadan yazılı her nesneyi okumaya odaklı birer süper okuyucuya dönüştürenin bir tehditten ibaret olması yine de bu güzelliğe gölge düşürmemeli.

6) Daha Güçlü Aile Bağları

Eve kapanmamıza sebep olan Coronavirüsün bize hatırlattığı güzel şeylerden bir başkası ise ailenin önemi idi. İşe güce dalıp, hayatın koşuşturmacasına kapılıp unuttuğumuz ya da ihmal ettiğimiz ailemize yakın olma fırsatı veren ve bağlarımızı gemici düğümüyle bağlanmış Hollanda halatları kıvamına getiren yine bu küçük şeytan oldu. Yanında bulunamadıklarımıza ise istediğimiz her an ulaşamamanın yarattığı hasret duygusu ise daha güçlü bağların oluşmasına vesile oldu. Bundan dolayı tabi ki Coronavirüse teşekkür etmeyeceğiz. Yapabileceğimiz şey başımızı ellerimizin arasına alarak kendimize şu soruyu sormak: “Aklımız neredeydi?”

7) Sokak Hayvanları ile Mesafe

Biz evlere kapanınca sokaklarda yaşamakta olan sokak hayvanları kendilerini yalnız hissetmiş olabilirler mi? Hiç sanmıyorum. İnsandan başka hiçbir canlının, bir evi evin gerçek sahibine dar etme yeteneğine sahip olduğunu sanmıyorum. Bundan dolayı insanların pervasızca işgal ettiği evlerin yani sokakların ev sahipleri olan hayvanlar eminim huzura ermişlerdir. Biz yine de rahatsızlık verme pahasına da olsa yazın yaklaştığı şu günlerde onlar için sokaklara birer kap su koymayı ihmal etmeyelim

8) Duyarlılık

Covid-19 (Coronavirüs) bize, ne kadar duyarlı bir toplum olduğumuzu bir kez daha hatırlattı. Memleketimin güzel insanları neden bu kadar duygusallar diye hayıflanırken iyi ki de duygusallar diye düşünmeme vesile olan düşman bir virüsün güzelliklere de aracı olması şaşırtıcı değil mi? İroni budur işte. Zorda kalanlara uzanan yardım elleri, borcu kapatılan veresiye defterleri, kenetlenme. Halkın sosyal mesafe kuralını delmeden yaptığı en güzel kucaklaşma değil de nedir?

9) Coronavirüs Disiplini”

Bir şeyi sürekli yapma alışkanlığı kazanmayı ancak ciddi bir disiplin sağlayabilir. Salgından korunabilmemiz için gereken en önemli unsurlardan biri olan temizlik (hijyen) konusunda dikkati elden bırakmamak için gereken şey, bu alışkanlığı kazanana kadar çalışmaktı. Çalışmayı ertelemeden her gün bir önceki günden daha fazla dikkat ederek verdiğimiz bu çaba bize harikulade bir disiplin duygusu kazandırmış oldu.

10) Yetenek Keşfi ve Gelişme

Yapacak bir şey bulamayan insanlar, sıkılmayı en az Covid-19 kadar tehlikeli bulmuş olmalılar ki sürekli bir arayış içinde olma eğilimi gösterdiler. Yapılan sosyal medya paylaşımlarından edinebileceğimiz en güzel çıkarım ise yeteneklerimizin önemli ölçüde geliştiğidir. Evde ekmek yapmalar, yaratıcı oyunlar üretmeler, ev aletleri konusunda hayret verici icatlar ortaya koymalar işte bu sıkıntının ürünüdür.

11) Spor Alışkanlığı

Dışarda gezip tozamıyor, gezilere turlara katılamıyor oluşumuz evde fiziksel bir aktiviteye girişemeyeceğimiz anlamına gelmez. Doğada jogging yapamıyorsak sporu eve taşırız. Aslında bu konuda ev hanımlarının fazla zorlanacağını sanmıyorum. Evde spora en vakıf grup yaptıkları iş düşünüldüğünde, ev hanımlarıdır. Bu su götürmez bir gerçek. Coronavirüs evde spor kavramını güçlendirip kült bir kavram haline getirmiştir. Bunun aksini iddia edeni salonumda 50 şınavlık düelloya davet edebilirim.

12) Beslenme Alışanlığı

Coronavirüs, beslenme alışkanlıklarımızda da çok önemli değişiklikler yapmış gibi görünüyor. Fast food kavramından uzaklaşmamızı sağlayıp neredeyse hepimizi yeni şeyler denemeye hazır cesur birer aşçıya dönüştürmesi ise bize verdiği hediyelerden biri olarak gösterilebilir.

13) Tasarruf Alışkanlığı

Ev ekonomisinin ne kadar önemli olduğunu anladık. Güçlü bir ekonominin en önemli koşulunun ise ciddi bir tasarruftan geçtiğini keşfettik. Şu zorlu günler bize, har vurup haran savurmanın ne kadar delice olduğunu, yaşattığı ağır yaşam koşulları ile göstermiş oldu. Cebimizden çıkan her kuruşun eksikliğini içimiz acıyarak hissettik. Böylece gereksiz yere harcadığımız tek bir meteliğimiz için bile suçluluk duymaya başladık. Tabii olay hepimiz için bu kadar dramatik olmayabilir fakat konunun vahametini varlığımızın teminatı olan devletimizin başlattığı 10 liralık bağış kampanyalarına bakarak rahatlıkla anlayabilmek zor bir iş olmasa gerektir.

14) Sağlığımıza Özen Göstermek – Ruhsal Sağlık

 Covid-19 sadece fiziksel sağlığımızı tehdit etmesinin dışında bünyelerimizde yarattığı ruhsal sıkıntılarla da ne kadar ciddi bir sorun olduğunu defalarca kez kanıtlamış bir miniktir. Sıkılmanın sebep olduğu “kendine kendine konuşma” etkinliğini ciddi bir bunalımın kaçınılmaz tezahürü sayan birçok insan soluğu psikologların eşiğinde almıştır. Halbuki kendi kendine konuşmanın ne kadar zevkli olduğunu daha önceden keşfedebilmiş olsalardı olmadık konuları konuşulmayacak yerlerde konuşmaktan vazgeçip belki de fikir suçu adı verilen garip bir kavramı hukuk litaratüründen tamamen silmiş olacaklardı.

15) Gündemi Takip Etme

Coronavirüs neredeyse tüm toplumu azılı birer gündem takipçisine dönüştürdü. Bu hayatımıza kasteden de kim ola ki sorgulaması ile gözünü kulağını gündem takibine tahsis eden insanımız haber alma hürriyetinin ümüğüne çöküp iliğini kurutmaya ant etmiş bir nefere dönüşmekten geri durmayacaklarını tüm dünyaya kanıtlamışlardır

Salda Gölü Kıyıları Tahrip Edildi

Burdur’un Yeşilova ilçesinde bulunan doğa harikası Salda Gölü, millet bahçesi projesi kapsamında yürütülen çalışmalar nedeniyle telafisi uzun zaman alacak bir tahribata uğratıldı. Yüklenici firmaya ait iş makinalarının kazı yaptıkları Salda Gölü kıyıları vicdanımızın asla kabul edemeyeceği bir davranışa saatler önce maruz bırakıldı.

Salda Gölü Tahrip Edildi
Salda Gölü Tahrip Edildi

Türkiye’nin Maldivleri olarak anılan ve dünyanın sayılı güzelliklerinden biri olan Salda Gölü kıyıları, iş makinalarının verdiği zarar nedeniyle tanınmaz hale geldi. Bembeyaz kumu ile dünyayı kendisine hayran bırakan kumsallarda, bırakın iş makinalarını, ayakkabı izinin bile olmaması gerekirken dün yapılan kazı ve açılan derin çukurlar sebebi ile neredeyse 1 metrelik kot farkı oluştu.

Hakkında yüzlerce yazı yazılıp dünyaya tanıtılan, ülkemizin en nadide destinasyonlarından biri olan Salda talan ediliyor ve biz hiçbir şey yapamıyoruz. Yardım isteyebileceğimiz, güvenebileceğimiz tek bir merci bile yok. Koruma altına alınması ve bizce insanoğlunun adım bile atmaması gereken Salda gölü maalesef aleni bir tahribata kurban ediliyor. Killi kumu ve magnezyumlu suyu ile adeta bir hazine, el üstünde tutulması gereken narin bir güzellik bu kadar pervasızca yıpratılmamalı.

Firmanın sebep olduğu zarar tüm doğa severleri oldukça derinden üzdü. Yükselen tepkilere sessiz kalamayan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, yaptığı açıklama ile yüklenici firma hakkında soruşturma başlatıldığını kamuoyuna duyurdu. Bundan sonra Salda Gölü ve çevresinde yürütülecek tüm faaliyetlerin güvenlik kameraları ile izleneceğinin belirtildiği bu açıklamaya gülelim mi üzülelim mi bilemedik. Bir çalışmanın yapılmasına olanak veren bu ihaleyi açmak bile doğaya karşı işlenen bir suçtur. Bu suçun işlenmeye devam edeceğini ve bu kez olan bitenin kameralarla izleneceğini söylemek ise trajikomiktir. Eğer bir çalışmaya izin veriyorsanız olanları ve olacakları zaten öngörmüş olmanız gerekirdi. O kumsalı elleri ile kazacak halleri yoktu. Tabi ki oraya o makinalar girecekti. Salda Gölü’nü değerli yapan şey tamamen doğal oluşudur. Binlerce yıldır varlığını sürdüren bu doğa oluşumunu gözümüzden bile sakınmamız gerekiyorken kendi ellerimizle yok ediyoruz

Salda Gölü Neden Bu Kadar Değerli?

Salda Gölü’nü değerli ve önemli yapan şey sadece çok güzel görünmesi değil tabii. Suda ve kumda bulunan mineraller, çevresinde bulunan fauna ve flora, oluşum şekli, derinliği ve turkuaz rengi veren dünyanın ilk canlılarından sayılan bakterileri ile Salda Gölü bulunması imkânsız bir değerdir. İnsanların büyük paralar harcayarak tatile gittikleri Maldivler ’in isminin yakıştırıldığı böylesi bir güzelliğe bu davranışı nasıl reva görebilirsiniz?

Çalışmaların acilen durdurulması ve Salda Gölü’nün koruma altına alınması gerekmektedir. Bu gereklilik hem doğaya hem de vicdanlarımıza karşı borcumuzdur. Ülkemiz ve dünyamız geçen 4 ay içerisinde depremler, seller, savaşlar ve 500 milyona yakın canlının yok olduğu büyük bir yangın (Avustralya Yangını) yaşadı. Şimdi de Coronavirüs ile (Covid-19) savaşan insanoğlunu, doğaya karşı daha fazla mahcup etmeye kimsenin hakkı yok. Yeterince zarar verdik ve vermeye de devam ediyoruz. Ne zaman duracağımızı bilmiyoruz. İşte asıl korkutucu olan da bu. Umarım tüm yaptıklarımıza rağmen dünya bizi affeder. Düşünün, sadece geçtiğimiz son 4 ayda yaşananlar doğanın intikamı değil de sizce nedir?

Portakal Çiçeği Karnavalı 2020 İptal Edildi

Ne yazık ki size güzel bir haber veremeyeceğim. Bu seneki Portakal Çiçeği Karnavalı 2020 bugün iptal edildi. İptalin nedeni ise tahmin edebileceğiniz üzere COVID-19 adlı koronavirüs. Karnavalın resmî sitesindeki iptal duyurusunu aşağıda sizlerle paylaşıyorum:

Portakal Çiçeği Karnavalı
Portakal Çiçeği Karnavalı

Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı ile İlgili Basın Bülteni

Her yıl ülkemizden ve dünyadan yoğun bir katılımla ilimizde gerçekleştirdiğimiz ve bu yıl sekizincisini düzenleyeceğimiz “Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı” hakkında aşağıdaki açıklamanın yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur.

Valiliğimiz himayesinde Büyükşehir Belediye Başkanlığımız, İlçe Belediye Başkanlıklarımız ve Adana Ticaret Odası ve Karnaval Komitesi iş birliğinde, her yıl nisan ayında düzenlediğimiz “Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı”mızın sekizincisinin, 03-12 Nisan 2020 tarihleri arasında gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.

Bununla birlikte dünya genelinde gerek ulusal gerekse uluslararası pek çok fuar, festival ve karnaval gibi insanların yoğun katılımıyla gerçekleştirilen etkinliklerin, etkisi gün geçtikçe artan ve birçok can kaybına sebebiyet veren corona virüs (Covid-19) salgını nedeniyle ertelendiği ya da iptal edildiği müşahede edilmektedir.

Valiliğimiz, Büyükşehir Belediye Başkanlığımız, Seyhan, Çukurova, Sarıçam İlçe Belediye Başkanlıklarımız, Adana Ticaret Odası ve Karnaval Komitesinin katılımıyla 10 Mart 2020’ da gerçekleştirdiğimiz değerlendirme toplantısı sonucunda, karnavalın uluslararası boyutunun ülkemiz ve ilimiz açısından beraberinde corona virüs (Covid-19) tehlikesi getireceği kanaatine varılmış; bu bağlamda 03-12 Nisan 2020 tarihleri arasında gerçekleştirilmesi planlanan “Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı”nın vatandaşlarımızın sağlığı göz önünde bulundurularak bu yıl yapılmamasına karar vermiştir.

Kamuoyuna saygıyla sunulur.

Portakal Çiçeği Karnavalı 2020’nin İptali Doğru Bir Karar mı?

Bu seneki karnavalın iptaline her ne kadar üzülmüş olsam da kararın doğru olduğunu düşünüyorum. Portakal Çiçeği Karnavalı 2020 için Adana’ya milyonlar akıyor. Buna bir de Adana’nın kendi nüfusu ekleniyor. Şehrin belirli bir bölgesinde milyonlarca insan kaynaşıyor. Bu da virüsün yayılması için ideal bir ortam.

Virüs şu âna kadar Türkiye’de resmî olarak tespit edilmedi. Fakat bu, ülkemizde koronavirüsün hiç olmadığı ve tedbirsiz davranmamız gerektiği anlamına gelmez. En son KKTC de dâhil olmak üzere pek çok komşumuzda virüs tespit edildi. Bugün de Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, hastalığın Türkiye’de tespit edilmemiş olsa da Türkiye’de bulunmasının olası olduğunu söyledi. Bu yüzen tedbirli olmak gerekiyor.

Koronavirüsün Gezi Bloglarına Etkisi

İlk olarak Wuhan şehrinde görülen bu hastalık şimdiden dünya ekonomisine büyük zararlar vermeye başladı. ABD borsası sert düşüş kaydetti. Daha sonra Türkiye ve Rusya borsalarında da düşüş görüldü. Dünyanın fabrikası sayılan Çin’de üretim çok büyük oranda düştü. Uluslararası ticaret de yavaşlamakta.

Bu blogun konusu turizm ve bu sektör de salgından etkileniyor. İnsanlar tatil yapma planlarını iptal ediyorlar ya da erteliyorlar. Gidilecek, gezilecek yeni yerler arayışlarını asgari düzeye çekiyorlar. Festival ve benzeri etkinlikler iptal ediliyor. Portakal Çiçeği Karnavalı 2020 de bunun bir örneği. Bu bizim gibi gezi blogları için ne anlama geliyor tam olarak söylemek zor ama en azından kısa vadede hiç de iyi bir şey olmayacağı kesin. İstatistikler geldikçe göreceğiz. Daha sonra bununla ilgili ayrıca bir yazı yazabilirim.

Portakal Çiçeği Festivali ya da Karnavalı

Her sene olduğu gibi bu sene de Adana’da Portakal Çiçeği Karnavalı yapılacak ve biz bunun için şimdiden heyecanlanmaya başladık. Umarım siz de öylesinizdir. Fakat dikkatimi çeken bir durum var: Pek çok kişi buna karnaval demiyor da Portakal Çiçeği Festivali diyor. Peki hangisi doğru? Bu bir karnaval mı yoksa festival mi?

Portakal Çiçeği Festivali

Bu yıl sekizinci kez düzenlenecek olan etkinliğin resmî adı Portakal Çiçeği Karnavalı. Nisan’da Adana’da sitesinde de karnaval olarak görünmekte. Fakat gerek Google aramalarının çoğunda gerekse de Adana sokaklarında pek çok kişi buna Portakal Çiçeği Festivali diyor.

Bunun nedeni ise festival ile karnaval arasındaki farkın biraz muğlak olması ve pek çok kişinin ikisi arasındaki farkı bilmemesi ya da önemsememesi.

Portakal Çiçeği Karnavalı
Portakal Çiçeği Karnavalı

Karnaval ile Festivallerin Tanımları

Portakal Çiçeği Festivali ya da Portakal Çiçeği Karnavalı, hangisi doğru? Bunun anlamak için önce tanıma bakmak lazım. Vikipedi’ye baktığımızda ikisi için de birer tanım bulabiliyoruz ama en azından karnavalla ile ilgili maddenin yetersiz olduğunu görüyoruz. Vikipedi’deki festival tanımı şöyle:

Festival, genellikle yerel bir topluluk tarafından belirlenmiş ve geleneksel olmuş gün ve tarihlerde kutlanan, yapıldığı yörenin imgesi hâline gelmiş etkinlikler bütünüdür.

Karnavalın Vikipedi’deki tanımı:

Karnaval, Lent’in litürji mevsiminden önce gerçekleşen Batı Hristiyanlığı bayram mevsimidir.

Öncelikle şunu söyleyeyim. Karnavalın Vikipedi’deki tanımı yetersiz. Bu yüzden pek çok kişi Türkiye’de yapılan şey karnaval olamaz, olsa olsa festivaldir diye düşünerek Portakal Çiçeği Festivali diyor. Festival maddesinde festivallerin dinî bir etkinlik olabileceği gibi dinle tamamen ilgisiz de olabileceği yazıyor. Aslında aynı durum karnaval için de geçerli ama yazmamışlar.

Karnaval kavramı elbette Hristiyanlık içinde doğdu ama modern çağda dinle olan bağlantısından ayrılmaya başladı ve hiçbir dinî niteliği olmayan karnavallar da görülmeye başlandı. Eskiden batılı ülkelerde karnaval denildiğinde dinî bir bayram akıllara gelirdi. Ama şimdi eğlence akla geliyor.

Karnavalların dinî niteliği azalınca/ortadan kalkınca ve bir de bizimki gibi çoğunluğun Hristiyan olmadığı ülkelerde bile karnaval düzenlenmeye başlayınca karnaval ile festival arasındaki fark da gittikçe azaldı.

Aslında karnavallar da festivaller de genellikle yerel bir topluluk tarafından benimsenen, geleneksel olmuş gün ve tarihlerde kutlanan, yörenin imgesi hâline gelmiş etkinlikler bütünü.

Karnaval ve Festival Arasındaki Fark

Festivallerde bazen amaç oldukça bellidir. Bir şeyi kutlamak, bir geleneği sürdürmek ya da bir geleneği veya yöresel ürünü tanıtmak. Adana’dan birkaç örnek vermek gerekirse Altın Koza Film Festivali bir sinema geleneğidir. Adana Lezzet Festivali ise Adana Mutfağını dünyaya tanıtma amaçlar. Belemedik Doğa Fotoğrafçılık Festivali ise hem fotoğrafçılık sanatı ile ilgilidir hem de bir yöreyi dünyaya tanıtma amacındadır. Bunun gibi daha pek çok örnek verilebilir.

Karnavallarda da birer amaç vardır ama bu amaç çok da belli değildir. Pek çok kimse karnavalın nedenini bilmez ve çılgınca eğlenir. Örneğin Rio Karnavalı’nın dinî bir yönü vardır. Her sene Hristiyanlıktaki Büyük Perhizden önce düzenlenir ama pek kimse bunu bilmez, herkes eğlencesine bakar. Portakal Çiçeği Karnavalı’nda ise amaç Adana’ya baharın gelişini kutlanır ama tabii ki asıl amaç eğlenmektir. Adana’ya gelen pek çok kişi Adana sokaklarındaki portakal ağaçlarının çiçek açmasından çok eğlenmek ve ortamın havasını solumak için gelir.

Festivallerde kortejler çok sık görülmez. Görülse de çok büyük öneme sahip olmaz. Karnavallarda ise kortejler bütün karnavalın doruk noktasıdır. Mesela Portakal Çiçeği Festivali için Adana’ya gelen pek çok kişi bir buçuk hafta süren etkinlikler içinde en çok korteji görmeye gelir.

Portakal Çiçeği Festivali mi Demeliyiz Yoksa Karnavalı mı?

Özetlemek gerekirse doğru adı Portakal Çiçeği Karnavalı’dır. Çünkü bu bir karnavaldır. Hatta Türkiye’nin ilk ve şu âna kadar tek karnavalıdır. (Ülkenin başka bir yerinde bir karnaval düzenleniyorsa da benim haberim yok. Sizin bildiğiniz varsa yorum yazabilirsiniz)

Öte yandan Portakal Çiçeği Festivali derseniz de hiç kimse sizi taşlamaz. Zaten çoğunluk da bu şekilde yapıyor. Ben de doğrusu karnaval olmasına rağmen bundan sonraki yazılarımda festival sözcüğünü kullanacağım. Çünkü biz blogcular sayfamıza okur çekebilmek için arama motoru optimizasyonu yapıyoruz ve bu nedenle çoğunluğa uymak zorundayız.

Önemli olan eğlenmek, baharın ve Adana’nın tadını çıkarmak. Bu sene Portakal Çiçeği Festivali çok farklı olacak. Şimdiden hazırlıklarınızı yapın ve Nisan’da Adana’ya gelin. (Son dakika eklemesi: Covid-19 salgını nedeniyle karnaval iptal edildi)