Salda Gölü Kıyıları Tahrip Edildi

Burdur’un Yeşilova ilçesinde bulunan doğa harikası Salda Gölü, millet bahçesi projesi kapsamında yürütülen çalışmalar nedeniyle telafisi uzun zaman alacak bir tahribata uğratıldı. Yüklenici firmaya ait iş makinalarının kazı yaptıkları Salda Gölü kıyıları vicdanımızın asla kabul edemeyeceği bir davranışa saatler önce maruz bırakıldı.

Salda Gölü Tahrip Edildi
Salda Gölü Tahrip Edildi

Türkiye’nin Maldivleri olarak anılan ve dünyanın sayılı güzelliklerinden biri olan Salda Gölü kıyıları, iş makinalarının verdiği zarar nedeniyle tanınmaz hale geldi. Bembeyaz kumu ile dünyayı kendisine hayran bırakan kumsallarda, bırakın iş makinalarını, ayakkabı izinin bile olmaması gerekirken dün yapılan kazı ve açılan derin çukurlar sebebi ile neredeyse 1 metrelik kot farkı oluştu.

Hakkında yüzlerce yazı yazılıp dünyaya tanıtılan, ülkemizin en nadide destinasyonlarından biri olan Salda talan ediliyor ve biz hiçbir şey yapamıyoruz. Yardım isteyebileceğimiz, güvenebileceğimiz tek bir merci bile yok. Koruma altına alınması ve bizce insanoğlunun adım bile atmaması gereken Salda gölü maalesef aleni bir tahribata kurban ediliyor. Killi kumu ve magnezyumlu suyu ile adeta bir hazine, el üstünde tutulması gereken narin bir güzellik bu kadar pervasızca yıpratılmamalı.

Firmanın sebep olduğu zarar tüm doğa severleri oldukça derinden üzdü. Yükselen tepkilere sessiz kalamayan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, yaptığı açıklama ile yüklenici firma hakkında soruşturma başlatıldığını kamuoyuna duyurdu. Bundan sonra Salda Gölü ve çevresinde yürütülecek tüm faaliyetlerin güvenlik kameraları ile izleneceğinin belirtildiği bu açıklamaya gülelim mi üzülelim mi bilemedik. Bir çalışmanın yapılmasına olanak veren bu ihaleyi açmak bile doğaya karşı işlenen bir suçtur. Bu suçun işlenmeye devam edeceğini ve bu kez olan bitenin kameralarla izleneceğini söylemek ise trajikomiktir. Eğer bir çalışmaya izin veriyorsanız olanları ve olacakları zaten öngörmüş olmanız gerekirdi. O kumsalı elleri ile kazacak halleri yoktu. Tabi ki oraya o makinalar girecekti. Salda Gölü’nü değerli yapan şey tamamen doğal oluşudur. Binlerce yıldır varlığını sürdüren bu doğa oluşumunu gözümüzden bile sakınmamız gerekiyorken kendi ellerimizle yok ediyoruz

Salda Gölü Neden Bu Kadar Değerli?

Salda Gölü’nü değerli ve önemli yapan şey sadece çok güzel görünmesi değil tabii. Suda ve kumda bulunan mineraller, çevresinde bulunan fauna ve flora, oluşum şekli, derinliği ve turkuaz rengi veren dünyanın ilk canlılarından sayılan bakterileri ile Salda Gölü bulunması imkânsız bir değerdir. İnsanların büyük paralar harcayarak tatile gittikleri Maldivler ’in isminin yakıştırıldığı böylesi bir güzelliğe bu davranışı nasıl reva görebilirsiniz?

Çalışmaların acilen durdurulması ve Salda Gölü’nün koruma altına alınması gerekmektedir. Bu gereklilik hem doğaya hem de vicdanlarımıza karşı borcumuzdur. Ülkemiz ve dünyamız geçen 4 ay içerisinde depremler, seller, savaşlar ve 500 milyona yakın canlının yok olduğu büyük bir yangın (Avustralya Yangını) yaşadı. Şimdi de Coronavirüs ile (Covid-19) savaşan insanoğlunu, doğaya karşı daha fazla mahcup etmeye kimsenin hakkı yok. Yeterince zarar verdik ve vermeye de devam ediyoruz. Ne zaman duracağımızı bilmiyoruz. İşte asıl korkutucu olan da bu. Umarım tüm yaptıklarımıza rağmen dünya bizi affeder. Düşünün, sadece geçtiğimiz son 4 ayda yaşananlar doğanın intikamı değil de sizce nedir?

Portakal Çiçeği Karnavalı 2020 İptal Edildi

Ne yazık ki size güzel bir haber veremeyeceğim. Bu seneki Portakal Çiçeği Karnavalı 2020 bugün iptal edildi. İptalin nedeni ise tahmin edebileceğiniz üzere COVID-19 adlı koronavirüs. Karnavalın resmî sitesindeki iptal duyurusunu aşağıda sizlerle paylaşıyorum:

Portakal Çiçeği Karnavalı
Portakal Çiçeği Karnavalı

Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı ile İlgili Basın Bülteni

Her yıl ülkemizden ve dünyadan yoğun bir katılımla ilimizde gerçekleştirdiğimiz ve bu yıl sekizincisini düzenleyeceğimiz “Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı” hakkında aşağıdaki açıklamanın yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur.

Valiliğimiz himayesinde Büyükşehir Belediye Başkanlığımız, İlçe Belediye Başkanlıklarımız ve Adana Ticaret Odası ve Karnaval Komitesi iş birliğinde, her yıl nisan ayında düzenlediğimiz “Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı”mızın sekizincisinin, 03-12 Nisan 2020 tarihleri arasında gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.

Bununla birlikte dünya genelinde gerek ulusal gerekse uluslararası pek çok fuar, festival ve karnaval gibi insanların yoğun katılımıyla gerçekleştirilen etkinliklerin, etkisi gün geçtikçe artan ve birçok can kaybına sebebiyet veren corona virüs (Covid-19) salgını nedeniyle ertelendiği ya da iptal edildiği müşahede edilmektedir.

Valiliğimiz, Büyükşehir Belediye Başkanlığımız, Seyhan, Çukurova, Sarıçam İlçe Belediye Başkanlıklarımız, Adana Ticaret Odası ve Karnaval Komitesinin katılımıyla 10 Mart 2020’ da gerçekleştirdiğimiz değerlendirme toplantısı sonucunda, karnavalın uluslararası boyutunun ülkemiz ve ilimiz açısından beraberinde corona virüs (Covid-19) tehlikesi getireceği kanaatine varılmış; bu bağlamda 03-12 Nisan 2020 tarihleri arasında gerçekleştirilmesi planlanan “Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı”nın vatandaşlarımızın sağlığı göz önünde bulundurularak bu yıl yapılmamasına karar vermiştir.

Kamuoyuna saygıyla sunulur.

Portakal Çiçeği Karnavalı 2020’nin İptali Doğru Bir Karar mı?

Bu seneki karnavalın iptaline her ne kadar üzülmüş olsam da kararın doğru olduğunu düşünüyorum. Portakal Çiçeği Karnavalı 2020 için Adana’ya milyonlar akıyor. Buna bir de Adana’nın kendi nüfusu ekleniyor. Şehrin belirli bir bölgesinde milyonlarca insan kaynaşıyor. Bu da virüsün yayılması için ideal bir ortam.

Virüs şu âna kadar Türkiye’de resmî olarak tespit edilmedi. Fakat bu, ülkemizde koronavirüsün hiç olmadığı ve tedbirsiz davranmamız gerektiği anlamına gelmez. En son KKTC de dâhil olmak üzere pek çok komşumuzda virüs tespit edildi. Bugün de Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, hastalığın Türkiye’de tespit edilmemiş olsa da Türkiye’de bulunmasının olası olduğunu söyledi. Bu yüzen tedbirli olmak gerekiyor.

Koronavirüsün Gezi Bloglarına Etkisi

İlk olarak Wuhan şehrinde görülen bu hastalık şimdiden dünya ekonomisine büyük zararlar vermeye başladı. ABD borsası sert düşüş kaydetti. Daha sonra Türkiye ve Rusya borsalarında da düşüş görüldü. Dünyanın fabrikası sayılan Çin’de üretim çok büyük oranda düştü. Uluslararası ticaret de yavaşlamakta.

Bu blogun konusu turizm ve bu sektör de salgından etkileniyor. İnsanlar tatil yapma planlarını iptal ediyorlar ya da erteliyorlar. Gidilecek, gezilecek yeni yerler arayışlarını asgari düzeye çekiyorlar. Festival ve benzeri etkinlikler iptal ediliyor. Portakal Çiçeği Karnavalı 2020 de bunun bir örneği. Bu bizim gibi gezi blogları için ne anlama geliyor tam olarak söylemek zor ama en azından kısa vadede hiç de iyi bir şey olmayacağı kesin. İstatistikler geldikçe göreceğiz. Daha sonra bununla ilgili ayrıca bir yazı yazabilirim.

Portakal Çiçeği Festivali ya da Karnavalı

Her sene olduğu gibi bu sene de Adana’da Portakal Çiçeği Karnavalı yapılacak ve biz bunun için şimdiden heyecanlanmaya başladık. Umarım siz de öylesinizdir. Fakat dikkatimi çeken bir durum var: Pek çok kişi buna karnaval demiyor da Portakal Çiçeği Festivali diyor. Peki hangisi doğru? Bu bir karnaval mı yoksa festival mi?

Portakal Çiçeği Festivali

Bu yıl sekizinci kez düzenlenecek olan etkinliğin resmî adı Portakal Çiçeği Karnavalı. Nisan’da Adana’da sitesinde de karnaval olarak görünmekte. Fakat gerek Google aramalarının çoğunda gerekse de Adana sokaklarında pek çok kişi buna Portakal Çiçeği Festivali diyor.

Bunun nedeni ise festival ile karnaval arasındaki farkın biraz muğlak olması ve pek çok kişinin ikisi arasındaki farkı bilmemesi ya da önemsememesi.

Portakal Çiçeği Karnavalı
Portakal Çiçeği Karnavalı

Karnaval ile Festivallerin Tanımları

Portakal Çiçeği Festivali ya da Portakal Çiçeği Karnavalı, hangisi doğru? Bunun anlamak için önce tanıma bakmak lazım. Vikipedi’ye baktığımızda ikisi için de birer tanım bulabiliyoruz ama en azından karnavalla ile ilgili maddenin yetersiz olduğunu görüyoruz. Vikipedi’deki festival tanımı şöyle:

Festival, genellikle yerel bir topluluk tarafından belirlenmiş ve geleneksel olmuş gün ve tarihlerde kutlanan, yapıldığı yörenin imgesi hâline gelmiş etkinlikler bütünüdür.

Karnavalın Vikipedi’deki tanımı:

Karnaval, Lent’in litürji mevsiminden önce gerçekleşen Batı Hristiyanlığı bayram mevsimidir.

Öncelikle şunu söyleyeyim. Karnavalın Vikipedi’deki tanımı yetersiz. Bu yüzden pek çok kişi Türkiye’de yapılan şey karnaval olamaz, olsa olsa festivaldir diye düşünerek Portakal Çiçeği Festivali diyor. Festival maddesinde festivallerin dinî bir etkinlik olabileceği gibi dinle tamamen ilgisiz de olabileceği yazıyor. Aslında aynı durum karnaval için de geçerli ama yazmamışlar.

Karnaval kavramı elbette Hristiyanlık içinde doğdu ama modern çağda dinle olan bağlantısından ayrılmaya başladı ve hiçbir dinî niteliği olmayan karnavallar da görülmeye başlandı. Eskiden batılı ülkelerde karnaval denildiğinde dinî bir bayram akıllara gelirdi. Ama şimdi eğlence akla geliyor.

Karnavalların dinî niteliği azalınca/ortadan kalkınca ve bir de bizimki gibi çoğunluğun Hristiyan olmadığı ülkelerde bile karnaval düzenlenmeye başlayınca karnaval ile festival arasındaki fark da gittikçe azaldı.

Aslında karnavallar da festivaller de genellikle yerel bir topluluk tarafından benimsenen, geleneksel olmuş gün ve tarihlerde kutlanan, yörenin imgesi hâline gelmiş etkinlikler bütünü.

Karnaval ve Festival Arasındaki Fark

Festivallerde bazen amaç oldukça bellidir. Bir şeyi kutlamak, bir geleneği sürdürmek ya da bir geleneği veya yöresel ürünü tanıtmak. Adana’dan birkaç örnek vermek gerekirse Altın Koza Film Festivali bir sinema geleneğidir. Adana Lezzet Festivali ise Adana Mutfağını dünyaya tanıtma amaçlar. Belemedik Doğa Fotoğrafçılık Festivali ise hem fotoğrafçılık sanatı ile ilgilidir hem de bir yöreyi dünyaya tanıtma amacındadır. Bunun gibi daha pek çok örnek verilebilir.

Karnavallarda da birer amaç vardır ama bu amaç çok da belli değildir. Pek çok kimse karnavalın nedenini bilmez ve çılgınca eğlenir. Örneğin Rio Karnavalı’nın dinî bir yönü vardır. Her sene Hristiyanlıktaki Büyük Perhizden önce düzenlenir ama pek kimse bunu bilmez, herkes eğlencesine bakar. Portakal Çiçeği Karnavalı’nda ise amaç Adana’ya baharın gelişini kutlanır ama tabii ki asıl amaç eğlenmektir. Adana’ya gelen pek çok kişi Adana sokaklarındaki portakal ağaçlarının çiçek açmasından çok eğlenmek ve ortamın havasını solumak için gelir.

Festivallerde kortejler çok sık görülmez. Görülse de çok büyük öneme sahip olmaz. Karnavallarda ise kortejler bütün karnavalın doruk noktasıdır. Mesela Portakal Çiçeği Festivali için Adana’ya gelen pek çok kişi bir buçuk hafta süren etkinlikler içinde en çok korteji görmeye gelir.

Portakal Çiçeği Festivali mi Demeliyiz Yoksa Karnavalı mı?

Özetlemek gerekirse doğru adı Portakal Çiçeği Karnavalı’dır. Çünkü bu bir karnavaldır. Hatta Türkiye’nin ilk ve şu âna kadar tek karnavalıdır. (Ülkenin başka bir yerinde bir karnaval düzenleniyorsa da benim haberim yok. Sizin bildiğiniz varsa yorum yazabilirsiniz)

Öte yandan Portakal Çiçeği Festivali derseniz de hiç kimse sizi taşlamaz. Zaten çoğunluk da bu şekilde yapıyor. Ben de doğrusu karnaval olmasına rağmen bundan sonraki yazılarımda festival sözcüğünü kullanacağım. Çünkü biz blogcular sayfamıza okur çekebilmek için arama motoru optimizasyonu yapıyoruz ve bu nedenle çoğunluğa uymak zorundayız.

Önemli olan eğlenmek, baharın ve Adana’nın tadını çıkarmak. Bu sene Portakal Çiçeği Festivali çok farklı olacak. Şimdiden hazırlıklarınızı yapın ve Nisan’da Adana’ya gelin. (Son dakika eklemesi: Covid-19 salgını nedeniyle karnaval iptal edildi)

Kurşunlu Han – Antakya’nın En Eski Tarihî Hanı

Bir gezgin olarak gittiğim yerlerdeki tarihî eserleri gezmeyi, fotoğraflarını çekmeyi elbette seviyorum. Fakat bununla sınırlı kalmak istiyorum, o mekânları çeşitli yönleriyle yaşamak da istiyorum. Yüzlerce yıl önce bu mekânlarda insanlar nasıl zaman geçirmişlerse o şekilde zaman geçirmek istiyorum. Hatay’ın merkez ilçesi Antakya’daki Kurşunlu Han kısmen de olsa misafirlerine böyle bir deneyim sunuyor.

Kurşunlu Han ’a İlk Kez Gelişim

Üniversite öğrenciliğimi Hatay’da yapmış olsam da öğrencilik yıllarımda Kurşunlu Han’a yolum hiç düşmemişti. Hatta ismini bile duymamıştım. Çünkü o yıllarda Kurşunlu Han restore edilmemiş olup kullanıma kapalıydı.

Kurşunlu Han’ı yıllar sonra 2019’da Antakya’yı yeniden ziyaret ettiğimde orada yaşamakta olan kardeşimin tavsiyesi sayesinde öğrendim ve gezdim. Daha sonra aynı yıl içinde ikinci kez ayrıntılı bir Antakya gezisi yaptım ve bir kez daha Kurşunlu Han’a gittim.

Kurşunlu Han 'a giriş
Kurşunlu Han ‘a giriş

Bu tarihî handa bulunmaktan büyük keyif aldığımı ve tarihi dokuyu hissettiğimi söyleyebilirim. Restore edilip yeniden açılan Kurşunlu Han, sadece bir tarihî eser değil. Aynı zamanda Hatay’ın pek çok özelliğini deneyimlemenizi sağlıyor.

Kurşunlu Han’a gitmek için Antakya’nın tarihî çarşısı olan Uzun Çarşı’dan geçtik. Han’ın bir girişi bu çarşının içinde. Hanın giriş katında bizi hediyelik eşya satan bölüm karşıladı. Burada Hatay’ı ve tarihî eserlerini tanıtan eşyalar satılıyor. Bir aralıktan da buradaki camiye gidilebiliyor.

Ardından avluya giriş yaptık. Buranın çevresinde yöresel yiyeceklerden ve hediyelik eşyalardan satan dükkânlar var. Avlunun diğer kenarındaysa restoran bulunuyor ve avludaki masalara bu restoran servis yapıyor.

Restoranda Hatay Mutfağının önemli yemekleri yapılıyor. Kâğıt Kebabı, Tepsi Kebabı, Belen Tava gibi önde gelen Hatay yemeklerini denemek isteyen turistler buraya akın etmişler. Biz oradayken oldukça kalabalıktı. Ayrıca birkaç çeşit Hatay mezesi de burada bulunuyordu. Bilmeyenler için söyleyelim Hatay Mutfağı meze yönünden eşsiz bir zenginliğe sahip.

Hatay Tepsi Kebabı
Hatay Tepsi Kebabı

Kurşunlu Han ’da Künefe

Kurşunlu Han aynı zamanda Hatay’ın künefe adlı meşhur tatlısını denemeniz için çok uygun bir yer. Ben buraya gelmeden önce künefenin tek bir çeşidinin bulunduğunu sanıyordum. Hiç de öyle değilmiş. Tepside yapılan çeşidi, özel tavalarda yapılan çeşitleri de varmış.

Biz karnımız aç olmadığı için orada yemek yemedik. Üst kata çıktık. Üst kattaki balkonlardan aşağıdaki avlu seyredilebiliyor. Balkonun bir kısmında Hatay’ın eski el sanatları sergileniyor. Hatta eğitimi de burada veriliyormuş. Mesela mozaik sanatını burada öğrenebilirsiniz.

Kurşunlu Han - Avlu (balkondan görünüm)
Kurşunlu Han – Avlu (balkondan görünüm)

Balkonun diğer kısmında ise pastaneden yemek yemek isteyen müşterilerin oturduğu masalar bulunuyor. Biz de bu tarafa oturduk. Garson siparişlerimizi aldı. Ben tabii ki künefe sipariş ettim. Birkaç dakika sonra künefe gelince çok şaşırdım. Daha önce bu kadar farklı bir künefe sunumu görmemiştim.

Künefenin altında küçücük bir ocak da geldi. Böylece künefenin fırından çıktıktan sonra da sıcak kalması sağlanmış. Bir de künefenin yanında küçük bir bardak süt geldi. O gün öğrendim ki Hataylılar, künefenin sütle beraber tüketilmesinin en doğrusu olduğunu düşünüyorlarmış. Bu yüzden künefeyi burada denemenizi tavsiye ederim.

Kurşunlu Han’ı çok sevdim. Çünkü baştan sona Hatay kokan bir yer. Hatay’ın tarihî bir eserinde zaman geçirebiliyorsunuz, yemeklerinden ve tatlılarından tadabiliyorsunuz, el sanatlarını tanıyabiliyorsunuz, yöresel ürünlerden satın alabiliyorsunuz, ayrıca burada ibadet de edebiliyorsunuz.

Biz de burada güzel zaman geçirdik. Ayrılırken de anneme götürmek üzere hediyelik eşya almayı ihmal etmedim.

Kurşunlu Han ’ın Tarihi

Merak edenler için Kurşunlu Han’ın ne zaman ve neden inşa edildiğini de yazayım.

Osmanlı Devleti’nde Surre-i Humâyûn adında bir alay bulunurdu. Bu alay, her sene İstanbul’dan Mekke ve Medine’ye giderdi. Devletin kutsal topraklara hediye ve yardımlarını götürürdü. Surre-i Humâyûn Alayı bu uzun yolculukta pek çok noktada konaklardı. Çünkü o zamanlar bu yolculuk çok uzun sürerdi.

Kesin tarih belli olmasa da yaklaşık olarak 1660 yılında Köprülü Mehmet Paşa Surre-i Humâyûn Alayının konaklaması için Kurşunlu Han’ı inşa ettirdi. Kurşunlu Han, günümüzde Antakya’daki on beş han içinde en eskisidir.

Kurşunlu Han kısa sürede Antakya’ya gelen yolcuların başlıca uğrak noktası oldu. Çünkü oldukça lüks sayılabilecek bir hizmet verilmekteydi. Hem yolcular hem de hayvanlar burada dinlenir, hayvanlara yem verilir, yolcular gece burada uyurdu. Handa yolcuların tüm ihtiyaçları karşılanır, güzel yemekler verilirdi. Ayrıca avludaki havuz başında nargile sefası yapılır, Yemen kahvesi içilirdi. Yolcuların ter atması için bir hamam da bulunurdu. Burada dinlendikten ve rahatladıktan sonra ertesi gün yolcular dinç bir şekilde yola koyulurlardı.

Mimari Özellikleri ve Ziyaret Bilgileri

Öncelikle Kurşunlu Han’ın isminin nereden geldiğini söyleyeyim. Hanın üst örtüsünün, yapıldığı yıllarda kurşunla kaplı olduğu düşünülmekte. İsminin de buradan geldiği varsayılıyor. Günümüzde ise kurşun kaplaması yok.

Han, taş kaplı bir avlu etrafında inşa edilmiştir. Çevrede tonozlu hacimler vardır. Bütün kapı ve pencereler kemerli olup avluya açılır. Kuzey ve güney yönünde portalli girişler bulunur.

Kurşunlu Han şehrin oldukça merkezî bir noktasında bulunur. Uzun Çarşı ile Yemeniciler arasındadır. Araçla ulaşmaya çalışmayın. Çünkü Uzun Çarşı trafiğe kapalı ve zaten oldukça kalabalık bir yer. Kurşunlu Han’a her gün ve akşam ulaşabilir ve burada zaman geçirip yemek yiyebilirsiniz.

Çanakkale ve Adana Şehitleri Parkı

Adana ilimiz sadece mutfağıyla, tarihî eserleriyle, müzeleriyle, festivalleriyle, Portakal Çiçeği Karnavalı ile, yetiştirdiği sanatçılarla ve doğa harikalarıyla değil; aynı zamanda parklarıyla da görülmeye değerdir. Daha önce bu parklardan Atatürk Parkı ve Merkez Parkı sizlere tanıtmış ve neden önemli olduklarını anlatmıştık. Çukurova Belediyesi’nin geçen yıl açtığı Çanakkale ve Adana Şehitleri Parkı ise tıpkı Atatürk Parkı gibi son derece anlamlı olmasının yanı sıra aslında bir çeşit müze de diyebiliriz.

Çukurova’nın Parkları

Adana’nın merkez ilçelerinden Çukurova ilçesinde yaşıyorum. Çukurova, belki Seyhan kadar çok tarihî esere ev sahipliği yapmıyor ama hem gelişmiş şehir yapısı ile hem de çevresinde doğal güzellikleri ile harika bir yer. Çukurova’daki bazı parklar da ilginç özelliklere sahip olmalarının yanı sıra şehrin manzarasını güzelleştiriyorlar. Doğal Park, Cumhuriyet Parkı, Çanakkale ve Adana Şehitleri Parkı, Dinozor Parkı, Mangal Park benim ilk aklıma gelen örnekler. Parklar sadece gezmek ve dinlenmek için kullanılan yerler değildirler. Temalı park dediğimiz park türü, bir çeşit müze özelliğine sahiptir. İnsanlara bir şeyler öğretmeyi hedefler.

Çanakkale ve Adana Şehitleri Parkı
Çanakkale ve Adana Şehitleri Parkı

Bir Çukurovalı olarak sık sık Belediye Evleri Mahallesi’ndeki Dr. Sadık Ahmet Bulvarı’ndan geçiyorum. Hâliyle son bir yıldır buradaki Çanakkale ve Adana Şehitleri Parkı’nın önünden otobüsle geçiyordum. Fakat parkı gezmeyi hep ihmal etmiştim. Ta ki geçen haftaya kadar. Geçen hafta parkı gezdim ve o zaman neler kaçırdığımı fark ettim. Park hakkındaki izlenimlerimi ve çektiğim fotoğrafların bir kısmını bu yazıda sizlerle paylaşıyorum.

Çanakkale ve Adana Şehitleri Parkı

Çanakkale ve Adana Şehitleri Parkı, başta Çanakkale Şehitleri olmak üzere tüm şehitler adına açılmış bir park. Özellikle de Çanakkale’de şehit olan Adanalı askerler için yapılmış bir park. Sadece bir park değil, bir nevi müze.

Parkın cadde kenarındaki girişinde savaşlarda kullanılan topların heykelleri yapılmış ve hepsinin altında Çanakkale Savaşı’ndaki önemli yerlerin isimleri yazıyor. Bunlardan birinde de Adana Bayırı yazıyor. Çünkü Çanakkale’de böyle bir yer var. Çanakkale Savaşı sırasında bu bölgede Adanalı askerler çoğunluktaymış ve düşmana geçit vermemişler. İngilizler de başaramayacaklarını anlayıp Adanalı askerler hakkında “bunlar Tanrının adamları” demişler ve geri çekilmişler. “Adanalıyık Allah’ın adamıyık” lafı oradan geliyor. İşte Çanakkale’de Adanalı askerlerin savaştığı bu bölgeye Adana Bayırı ismi verilmiş.

Adana Bayırı
Adana Bayırı

Savaşın Bir Temsili

Parkın kapısından geçip merdivenleri tırmandıktan sonra başımı sola çevirdiğimde savaşın tam bir temsili ile karşılaştım. Bir alanın iki tarafına siperler kazılmış, bir tarafa Türk askerlerinin diğer tarafa da İngiliz askerlerinin heykelleri yerleştirilmiş. Birbirleriyle savaşıyorlar. Ortadaki alanda hayatını kaybetmiş birkaç askerin de heykeli uzanıyor. Heykeller gerçekten de çok ince bir işçiliğe sahipler. Savaş atmosferini çok güzel betimliyor.

Çanakkale ve Adana Şehitleri Parkı
Çanakkale ve Adana Şehitleri Parkı

Çanakkale’de Savaşan Çocuklar

Diğer tarafta ise en uçta bir top heykeli var ama oraya varana kadar arka arkaya sıralanmış bir grup Türk askeri var. Uzaktan baktığımda fark etmemiştim ama yanlarına yaklaştığımda anladım ki bu askerler çocuk denilecek yaşta.

Çanakkale'de şehit olan çocuklar
Çanakkale’de şehit olan çocuklar

Peki bu heykeller bize ne anlatıyor? Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti o kadar çok askerini şehit vermiş ki yerine yenisini koyamaz olmuş. Bu noktadan sonra çaresizlikten ötürü on beş yaşındaki çocuklar da askere alınmış. Liseli gençler okullarından alınıp savaşta görevlendirilmişler. Pek çoğu da şehit olmuş. Hatta bu yüzden sadece İstanbul’da üç lise mezun verememiş. İşte bu heykeller bu çocukları bizlere hatırlatıyor.

Çanakkale ve Adana Şehitleri Parkı – Atatürk Heykeli

Burada iki heykel daha dikkat çekiyor. Birisi tabii ki Mustafa Kemal Atatürk’ün heykeli. Atatürk heykelinin altında “ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum” yazıyor. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Kurtuluş Savaşı’nın önderi olmanın yanı sıra Çanakkale Savaşı’nın da önderlerinden olup bu zaferi kazanmakta kilit bir rol oynadı. Heykelin altındaki sözü de bu savaş sırasında söyledi.

Çanakkale ve Adana Şehitleri Parkı - Atatürk Heykeli
Çanakkale ve Adana Şehitleri Parkı – Atatürk Heykeli

Düşman Askerini Taşıyan Mehmetçik

Çanakkale ve Adana Şehitleri Parkı’nda her heykelin, her nesnenin bir hikâyesi var. Dikkat çeken diğer heykel ise kucağında yaralı bir düşman askerini taşıyan Türk askeri. Çanakkale Savaşı, çok şiddetli bir savaş olmasının yanı sıra centilmenlik hikâyeleriyle dolu bir savaştır. Bu hikâyelerden birinde iki ateş arasında kalan ve yaralanan bir İngiliz askeri, hayatı pahasına iki ateş arasına atlayan bir Türk askeri tarafından kurtarılır ve kendi tarafına teslim edilir. Türk askeri de kendi tarafına geri döner ve savaşa devam eder. Çünkü, savaşamayacak durumda olan bir adamı öldürmenin mertçe olmayacağına inanmıştır.

Düşman askerini kurtaran Türk askeri
Düşman askerini kurtaran Türk askeri

Kanlısırt Türk Zafer Âbidesi

Parkın bir üst katında ise bizi şehitler için yapılmış bir anıt karşılıyor. Bu anıt, Kanlısırt Türk Zafer Âbidesi’dir. Kanlısırt’ta Adanalı askerler çok sayıda şehit vermiş. 1916’da onların anısına bu âbide oraya yapılmış ama bilinmeyen kişiler tarafından bu âbide bomba ve mayınla imha edilmiş ve sonra yerine Anzak Anıtı yapılmış. İşte yok olup giden bu âbide de Adana’daki Çanakkale ve Adana Şehitleri Parkı’nda yeniden vücut buluyor.

Kanlısırt Türk Zafer Âbidesi
Kanlısırt Türk Zafer Âbidesi

Çanakkale’de Şehit Olan Adanalı Askerler

Anıtın çevresinde ise temsilî mezar taşları var ve farklı memleketlerden şehitlerin adı yazıyor. Karşıdaki duvarda ise küçük plakalar var. Bu plakaların üstünde ise Çanakkale’de şehit olmuş Adanalıların isimleri var. Resimden de göreceğiniz üzere sayıları bir hayli yüksek. Tüm Türkiye’de olduğu gibi Adana’da da çok sayıda asker Çanakkale’de savaştı ve pek çoğu şehit oldu.

Adanalı Çanakkale Şehitleri
Adanalı Çanakkale Şehitleri

Terörle Mücadele Şehitleri

Parkın en yukarı kısmındaki duvarda ise bir grup plaka daha bizi karşılıyor. Fakat bu plakalarda isimleri yazan şehitler Çanakkale Savaşı ile ilgili değil. 80’li yıllardan beri terörle mücadelede şehit olan Adanalı asker ve polislere ayrılmış bir bölüm burası. Buradaki sayı da oldukça yüksek. Çünkü Türkiye terörle mücadelede de çok şehit verdi. Burada isimleri yazan şehitler de bunun bir parçası ve ne yazık ki her yeni şehit haberiyle yeni bir plaka daha duvara ekleniyor.

Terörle mücadelede şehit olan Adanalı polis ve askerler
Terörle mücadelede şehit olan Adanalı polis ve askerler

Çanakkale ve Adana Şehitleri Parkı – Sergi Salonu

Parkın en tepesinde sergi salonu bulunmakta. Bu salonda Çanakkale Savaşı’na ait fotoğrafların yanı sıra savaşı canlandıran çok sayıda figür bulunuyor. Daha önce Yeşiloba Şehitler Müzesi’ni sizlere anlatmıştık. İşte bu sergi salonu da bende oradakine benzer duyguları canlandırdı. Fotoğraflar ve figürler, savaşın ne zor şartlar altında kazanıldığını gözler önüne seriyor.

Çanakkale ve Adana Şehitleri Parkı - fotoğraf sergisi
Çanakkale ve Adana Şehitleri Parkı – fotoğraf sergisi

Bu kadar eski fotoğrafların bu kadar kaliteli baskısını yapmak oldukça zor bir iştir. Peki ya figürler? Burada gerçekten büyük emek yatıyor. Her bir figür buradaki ziyaretçilere farklı bir hikâye anlatıyor. Karşıda denizden gelen düşman askerlerinin figürlerini görüyoruz. Bu tarafta ise savaşan, dinlenen yaralanan ve şehit olan Türk askerlerinin figürleri. Bütün savaş alanının bir kopyası burada var.

Çanakkale Savaşı'nı temsil eden figürler
Çanakkale Savaşı’nı temsil eden figürler

Sadece savaşan askerler değil, onları iyileştirmeye çalışan hemşire ve doktorlar, cepheye cephane taşıyan köylüler, her şey düşünülmüş. Burada birkaç köy evi ve köylü figürü de var. Neden mi? Çünkü Çanakkale’deki Bigalı Köyü, 57. Piyade Alayı’nın merkez üssü konumundaydı.

Bigalı Köyü figürleri
Bigalı Köyü figürleri

57. Alay

Sergi salonunun duvarında 57. Alay Sancağının bir örneği de asılmış. 57. Alay, bizzat Atatürk’ün komutasında Çanakkale’de savaşmış ve zaferin kazanılmasında kilit rol oynamış ve aynı zamanda çok büyük oranda şehit vermişti. 57. Alay, Çanakkale Savaşı’ndan sonra ise Sina ve Filistin Cephesinde görevlendirildi ve buradaki Meggido Muharebesi’nde düşman tarafından tamamen yok edildi.

57. Alay Sancağı
57. Alay Sancağı

Çanakkale ve Adana Şehitleri Parkı – Ziyaret Bilgileri

Özetlemek gerekirse Çanakkale ve Adana Şehitleri Parkı her ayrıntısıyla çok iyi düşünülmüş bir park. Parkın her bir ayrıntısı ayrı bir hikâye anlatıyor. Bu yüzden size tavsiyem, parkı gezerken gördüğünüz her şey hakkında notlar alıp araştırma yapmanız. Böylece Çanakkale Savaşı’nın tarihine dair çok şey öğrenmiş olacaksınız.

Çanakkale ve Adana Şehitleri Parkı’nı istediğiniz gün ziyaret edebilirsiniz. Kapalı olduğu gün yok. Her gün gelip burada tarihi yaşayabilirsiniz. Sergi salonuna girmek için de herhangi bir ücret ödemek veya kart göstermek de gerekmiyor. Park, şehir merkezinden biraz uzakta ama ulaşımı kolay sayılır. Şehir merkezinden Dr. Sadık Ahmet Bulvarı’na giden otobüsler bulabilirsiniz.

Habib-i Neccar Camisi: Türkiye’nin En Eski Camisi

Merhaba sevgili Gezgin Kılavuz okurları. Bir süredir Gezgin Kılavuz’u çok ihmal ettik ve gezip gördüğümüz yerleri sizlere tanıtmadık. Bu durumdan biz de rahatsısız. Önümüzdeki günlerde bunu değiştirip daha sık yazmaya başlayacağız. Verdiğimiz araya çok önemli bir tarihî eserle son veriyoruz. Bu eser, Türkiye sınırlarındaki en eski cami olan ve İslam ile Hristiyanlığı aynı çatıda bir araya getiren Habib-i Neccar Camisi.

Habib-i Neccar Camisi
Habib-i Neccar Camisi

Habib-i Neccar Camisi ‘ne Yolculuğumuz

Daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere geçtiğimiz yılın son aylarında Hatay’ın merkez ilçesi Antakya’ya yolum düşmüştü. Habib-i Neccar Camisi ‘ni de ilk kez bu seyahatimde gördüm. Hatay’daki öğrenciliğim sırasında pek çok tarihî eseri görmüştüm ama ne yazık ki Habib-i Neccar’ı gezmeyi sürekli ertelemiş ve en sonunda da gezemeden mezun olup memleketime dönmüştüm. Bu yüzden bu camiyi gezmek benim için çok gecikmiş bir ödevi yerine getirmek gibi oldu.

Adana’dan otobüse atlayıp Antakya’da yaşamakta olan kardeşimin yanına gittim. Gece dinlendikten sonra sabah Asi Nehri çevresi ve Antakya’nın tarihî bölgelerinde geziye çıktık. Gezimiz sırasında birkaç yeri gördükten sonra sıra Habib-i Neccar Camisi ‘ne geldi. Camiyi her ne kadar çok duymuş olsam da tarihî önemi hakkında o güne kadar hiç bilgi sahibi değildim. Araştırıp gezmektense gezerek araştırmayı tercih ettim diyebilirim.

Camiye vardığımızdaysa avludaki insan seli bizi karşılaştı. Hem ibadet etmeye gelenler hem de bu tarihî eseri görmeye gelenler birbirine karışmıştı. Bir tarafta namaz kılanlar, diğer tarafta ise tur rehberlerinin peşinde koşturan, ellerinde fotoğraf makineleriyle turistler.

Cami ilk bakışta tipik bir Memlûk camisi gibi görünüyordu fakat orada cami hakkında bilgi veren tabelalar çok daha fazlası olduğunu gösteriyordu. Burası meğerse İslamiyet’in ilk yıllarında inşa edilmiş. Hatta bir de Hristiyanlık geçmişi varmış. İşte neler kaçırdığımı o gün öğrendim ve Habib-i Neccar gezisini ertelediğim için pişman oldum.

Habib-i Neccar Camisi ‘nin Hikâyesi

Habib-i Neccar Camisi ‘nin hikâyesi aslında Hristiyanlık dininin ilk zamanlarına kadar gitmekte. M.S. 40 yılında o dönemki Hristiyanlardan Marangoz Neccar’la hikâyemiz başlıyor. İsa’nın havarileri, dini yapmak için Antakya’ya gelmişlerdir. Neccar da onları dinledikten sonra pagan inanışını bırakır ve Hristiyan olur.

Fakat havarilerin vaazları pagan halkın öfkesine neden olur ve havariler kral tarafından hapse atılır. Bu olaydan sonra Antakya’ya yeni bir elçi olan Şem’un Safa gelir. Mucizeler gösterip kralı ikna eder ve havarileri kurtarır ama halk onları taşlayarak öldürmeye karar verir. Neccar ise öfkeli halkı durdurmaya çalışırken öldürülür.

Aradan yüzyıllar geçer. Miladi takvime göre 638 yılında Antakya, Müslümanlar tarafından fethedilir. Burada bir pagan tapınağının yerine Neccar’ın anısına bir cami yapılır. Burası aslında Yuhanna ve Pavlos’un türbeleridir. Böylece Türkiye’nin en eski camisi yapılmış olur. Fakat 1098’de kurulmuş olan haçlı devleti Antakya Prensliği bu camiyi yıktırmıştır.

Memluk Sultanı Baybars döneminde ise 1268 yılında Antakya tekrar Müslümanlar tarafından fethedilir ve Habib-i Neccar Camisi yeniden inşa edilir. Bugün cami Neccar’ın, Şem’un Safa’nın, Yuhanna’nın ve Pavlos’un kabrine ev sahipliği yapmaktadır.

Habib-i Neccar Camisi - Türbe
Habib-i Neccar Camisi – Türbe

Caminin avlusundaki şadırvan ise 19. Yüzyıldan kalan bir Osmanlı eseridir. Kısacası bu camide birden fazla medeniyetin ve inancın dokunuşu bulunur. Cami bugüne kadar birkaç kere depremlerden zarar görmüş ve restore edilmiştir.

İki Dinin Bir Araya Geldiği İbadethane

Habib-i Neccar Camisi ‘ne adını veren Neccar sadece Hristiyanlar değil, Müslümanlar tarafından da şehit kabul edilmekte. Çünkü Hristiyanlığın İslamiyet gelene kadar olan dönemi Müslümanlar tarafından Hristiyanlığın hak dini olduğu dönem kabul edilir. Neccar ise hak dini uğruna şehit olmuş bir kişidir. Neccar’ın hikâyesi Yasin Suresi’nde kendisine yer bulmuştur.

Marangoz Neccar, Şem’un Safa, Yuhanna ve Pavlos, Hristiyanlık dinini benimsemiş ve onu yaymak için mücadele etmiş kişilerdir. Fakat Müslümanlar tarafından da saygı ve sevgiyle anılırlar. Bugün bu camiye gittiğinizde orada kabirlerin başında dua eden Müslümanları görebilirsiniz.

Antakya, medeniyetler şehri olarak bilinir. Tarihte çok sayıda medeniyete ve inanca ev sahipliği yapmıştır. Günümüzde de farklı din ve mezheplerden insanlar Antakya’da bir arada yaşamaktadırlar. Dinler arası barışın ve hoşgörünün simgesi olan bu şehir, birden fazla dinin ortak paydada buluştuğu bir camiye de ev sahipliği yapmakta. Bu şehre yakışan da budur zaten.

Habib-i Neccar Camisi ‘nin Mimari Özellikleri

Habib-i Neccar Camisi sadece bir cami değil, bir külliyedir. İçinde türbeler ve medrese de bulunur. Caminin giriş kısmında Yuhanna ve Pavlos’un türbeleri bulunmakta. Kuzeydoğu köşesinde ve yerin dört metre altında Neccar ve Şem’un Safa’nın türbeleri bulunmakta.

Caminin etrafı medrese odaları ile çevrili. Bahçesinde 19. Yüzyıl Osmanlı Mimarisi tarzında bir şadırvan bulunuyor.

Cami, bir Memlûk eseri olduğundan Memlûk Mimarisi tarzında yapılmış. Giriş kapısı sivri sağır kemerli taç kapı ve ortasında bir kitabe bulunan yuvarlak kemerli bir kapıdır. On cemaat mahalline bitişik, dikdörtgen kaideli poligonal gövdeli ve ahşap şerefeli, pabuçlu bir minaresi vardır.