Habib-i Neccar Camisi
Geziler

Habib-i Neccar Camisi: Türkiye’nin En Eski Camisi

Merhaba sevgili Gezgin Kılavuz okurları. Bir süredir Gezgin Kılavuz’u çok ihmal ettik ve gezip gördüğümüz yerleri sizlere tanıtmadık. Bu durumdan biz de rahatsısız. Önümüzdeki günlerde bunu değiştirip daha sık yazmaya başlayacağız. Verdiğimiz araya çok önemli bir tarihî eserle son veriyoruz. Bu eser, Türkiye sınırlarındaki en eski cami olan ve İslam ile Hristiyanlığı aynı çatıda bir araya getiren Habib-i Neccar Camisi.

Habib-i Neccar Camisi
Habib-i Neccar Camisi

Habib-i Neccar Camisi ‘ne Yolculuğumuz

Daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere geçtiğimiz yılın son aylarında Hatay’ın merkez ilçesi Antakya’ya yolum düşmüştü. Habib-i Neccar Camisi ‘ni de ilk kez bu seyahatimde gördüm. Hatay’daki öğrenciliğim sırasında pek çok tarihî eseri görmüştüm ama ne yazık ki Habib-i Neccar’ı gezmeyi sürekli ertelemiş ve en sonunda da gezemeden mezun olup memleketime dönmüştüm. Bu yüzden bu camiyi gezmek benim için çok gecikmiş bir ödevi yerine getirmek gibi oldu.

Adana’dan otobüse atlayıp Antakya’da yaşamakta olan kardeşimin yanına gittim. Gece dinlendikten sonra sabah Asi Nehri çevresi ve Antakya’nın tarihî bölgelerinde geziye çıktık. Gezimiz sırasında birkaç yeri gördükten sonra sıra Habib-i Neccar Camisi ‘ne geldi. Camiyi her ne kadar çok duymuş olsam da tarihî önemi hakkında o güne kadar hiç bilgi sahibi değildim. Araştırıp gezmektense gezerek araştırmayı tercih ettim diyebilirim.

Camiye vardığımızdaysa avludaki insan seli bizi karşılaştı. Hem ibadet etmeye gelenler hem de bu tarihî eseri görmeye gelenler birbirine karışmıştı. Bir tarafta namaz kılanlar, diğer tarafta ise tur rehberlerinin peşinde koşturan, ellerinde fotoğraf makineleriyle turistler.

Cami ilk bakışta tipik bir Memlûk camisi gibi görünüyordu fakat orada cami hakkında bilgi veren tabelalar çok daha fazlası olduğunu gösteriyordu. Burası meğerse İslamiyet’in ilk yıllarında inşa edilmiş. Hatta bir de Hristiyanlık geçmişi varmış. İşte neler kaçırdığımı o gün öğrendim ve Habib-i Neccar gezisini ertelediğim için pişman oldum.

Habib-i Neccar Camisi ‘nin Hikâyesi

Habib-i Neccar Camisi ‘nin hikâyesi aslında Hristiyanlık dininin ilk zamanlarına kadar gitmekte. M.S. 40 yılında o dönemki Hristiyanlardan Marangoz Neccar’la hikâyemiz başlıyor. İsa’nın havarileri, dini yapmak için Antakya’ya gelmişlerdir. Neccar da onları dinledikten sonra pagan inanışını bırakır ve Hristiyan olur.

Fakat havarilerin vaazları pagan halkın öfkesine neden olur ve havariler kral tarafından hapse atılır. Bu olaydan sonra Antakya’ya yeni bir elçi olan Şem’un Safa gelir. Mucizeler gösterip kralı ikna eder ve havarileri kurtarır ama halk onları taşlayarak öldürmeye karar verir. Neccar ise öfkeli halkı durdurmaya çalışırken öldürülür.

Aradan yüzyıllar geçer. Miladi takvime göre 638 yılında Antakya, Müslümanlar tarafından fethedilir. Burada bir pagan tapınağının yerine Neccar’ın anısına bir cami yapılır. Burası aslında Yuhanna ve Pavlos’un türbeleridir. Böylece Türkiye’nin en eski camisi yapılmış olur. Fakat 1098’de kurulmuş olan haçlı devleti Antakya Prensliği bu camiyi yıktırmıştır.

Memluk Sultanı Baybars döneminde ise 1268 yılında Antakya tekrar Müslümanlar tarafından fethedilir ve Habib-i Neccar Camisi yeniden inşa edilir. Bugün cami Neccar’ın, Şem’un Safa’nın, Yuhanna’nın ve Pavlos’un kabrine ev sahipliği yapmaktadır.

Habib-i Neccar Camisi - Türbe
Habib-i Neccar Camisi – Türbe

Caminin avlusundaki şadırvan ise 19. Yüzyıldan kalan bir Osmanlı eseridir. Kısacası bu camide birden fazla medeniyetin ve inancın dokunuşu bulunur. Cami bugüne kadar birkaç kere depremlerden zarar görmüş ve restore edilmiştir.

İki Dinin Bir Araya Geldiği İbadethane

Habib-i Neccar Camisi ‘ne adını veren Neccar sadece Hristiyanlar değil, Müslümanlar tarafından da şehit kabul edilmekte. Çünkü Hristiyanlığın İslamiyet gelene kadar olan dönemi Müslümanlar tarafından Hristiyanlığın hak dini olduğu dönem kabul edilir. Neccar ise hak dini uğruna şehit olmuş bir kişidir. Neccar’ın hikâyesi Yasin Suresi’nde kendisine yer bulmuştur.

Marangoz Neccar, Şem’un Safa, Yuhanna ve Pavlos, Hristiyanlık dinini benimsemiş ve onu yaymak için mücadele etmiş kişilerdir. Fakat Müslümanlar tarafından da saygı ve sevgiyle anılırlar. Bugün bu camiye gittiğinizde orada kabirlerin başında dua eden Müslümanları görebilirsiniz.

Antakya, medeniyetler şehri olarak bilinir. Tarihte çok sayıda medeniyete ve inanca ev sahipliği yapmıştır. Günümüzde de farklı din ve mezheplerden insanlar Antakya’da bir arada yaşamaktadırlar. Dinler arası barışın ve hoşgörünün simgesi olan bu şehir, birden fazla dinin ortak paydada buluştuğu bir camiye de ev sahipliği yapmakta. Bu şehre yakışan da budur zaten.

Habib-i Neccar Camisi ‘nin Mimari Özellikleri

Habib-i Neccar Camisi sadece bir cami değil, bir külliyedir. İçinde türbeler ve medrese de bulunur. Caminin giriş kısmında Yuhanna ve Pavlos’un türbeleri bulunmakta. Kuzeydoğu köşesinde ve yerin dört metre altında Neccar ve Şem’un Safa’nın türbeleri bulunmakta.

Caminin etrafı medrese odaları ile çevrili. Bahçesinde 19. Yüzyıl Osmanlı Mimarisi tarzında bir şadırvan bulunuyor.

Cami, bir Memlûk eseri olduğundan Memlûk Mimarisi tarzında yapılmış. Giriş kapısı sivri sağır kemerli taç kapı ve ortasında bir kitabe bulunan yuvarlak kemerli bir kapıdır. On cemaat mahalline bitişik, dikdörtgen kaideli poligonal gövdeli ve ahşap şerefeli, pabuçlu bir minaresi vardır.

%d blogcu bunu beğendi: