Yamaç Paraşütü Ölüdeniz Kapak
Geziler

Fethiye Ölüdeniz – Tatil Dediğin Böyle Olur

2018 yazı gerçekten bana çok farklı bir deneyim yaşattı. Tatil için gittiğimiz Aydın merkez olmak kaydıyla, Ege turu tam anlamıyla gerçek bir tur oldu. Çok güzel yerleri gördük. Gittiğimiz hemen hemen her yerden anı olsun diye magnetler satın aldık. O kadar çok yere gitmişiz ki gittiğimiz yerlerden satın aldığımız magnetler yüzünden buzdolabımızın üzerinde yer kalmadı. Kuşadası, Güzelçamlı Millî Parkı, Alaçatı, Efes, Fethiye Ölüdeniz, Şirince gittiğimiz, gezdiğimiz yerlerdi. Bunların içinde özellikle Efes beni çok etkiledi ve bu antik şehir için de bir yazı kaleme aldım. Efes ile ilgili kaleme aldığım yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz. Bunların dışında bir de teğet geçtiğimiz yerler vardı. Örneğin Akyaka, Selimiye, İzmir, Didim, Yalıkavak ve Gökova çok yakınından geçip de gezemediğimiz, tatil konusunda Türkiye’nin göz bebekleri diyebileceğimiz en güzide bölgelerdi.

Eşsiz manzaralara şahit olup tertemiz denizlerde yüzdük. Çok güzel anılar biriktirdik. Bir Fethiye Ölüdeniz hatıramız var ki hatırlaması benim için ayrı bir keyif anlatması daha başka bir keyif.

2018 yazında asla unutamayacağım bir tatil deneyimi yaşadığımı ve herkesin denemek isteyeceğine inandığım bir yöntemle gezdiğimizi söyleyebilirim. Bir araç kiralamıştık ve aklımızın estiği her yere gidiyorduk. Gittiğimiz yerlerde denize giriyorduk. Tarihî mekanları ziyaret ediyorduk, doğal güzellikleri seyrediyorduk. Yorgun hissettiğimizde bir otel bulup konaklıyor veya günübirlik gezgin modunda gezip, görüp Aydın’a Teyzemizin evine geri dönüyorduk. Uyumadan önce de bir sonraki günün planını yapıyorduk. Yine böyle bir gece zihnimde ertesi günün planını oluşturdum. Eşime bir sürpriz yapmaya niyetliydim. Eşim de gidilecek yerler konusunda önerilerde bulunuyordu. Örneğin o daha önce Alaçatı’yı görmüştü ve bu tatlı tatil beldesini görmeyen bendenizi de gezmem için teşvik edip duruyordu. Ben ise daha önce görme fırsatı bulamadığımız ortak yerlere seyahat etmeyi öncelikli hedef olarak belirlemiştim. O gece her şeyi tasarladım ve eşime “yarın Alaçatı’ya gidelim” dedim. O da büyük sevinçle “harika olur” diyerek onayladı.

Bölüm 1: Fethiye’ye Nasıl Gidilir?

Sabah, hazırlıklarımızı hızlıca yapıp -zaten son bir kaç gündür benzer eylemleri defalarca yaptığımızdan hazır sayılırdık- aracımıza bindik ve yola koyulduk. Eşime hissettirmeden telefonumun navigatörünü Fethiye Ölüdeniz’e rota çizmesi için ayarladım. Yol ayrımına geldiğimizde Alaçatı istikametine kıvrılan yola sapmayıp dümdüz devam edince sağ kolumda ikaz darbelerini, şiddeti artan bir ritim ile hissetmeye başladım. “Yanlış yoldasın canım. Buradan dönmen gerekiyordu” dedi eşim. Ben de cevaben “ama ölüdeniz yolu burasıymış. Navigasyon öyle gösteriyor” deyince eşimin yüzünde şaşkınlıkla birlikte çok net gördüğüm bir mutluluk ifadesi belirdiğine şahit oldum. Bu benim de hoşuma gitmişti. Güzel bir hava vardı, trafik seyrekti. Yol gayet güzeldi ve hız limitini aşmamaya özen gösterme bilinci ile Fethiye Ölüdeniz yolculuğumuza başlamıştık.

Acelemiz yoktu, göreceğimiz yer nihai varış noktası olan Fethiye değildi sadece, dikkatimizi yoldan ayırmamak kaydıyla manzarayı da seyrederek ilerliyorduk. Bu tip bir tur yönteminden edindiğim en güzel tecrübe acele etmeden dura dura, göre göre, tadını çıkararak gezmeyi öğrenmek oldu.

Fethiye Ölüdeniz Yolculuğumuz

Bir süre sonra coğrafya derslerinin o meşhur “Denize Dik Uzanan Dağlar”ının arasında menderesler çizen yollarda seyir hâlinde bulduk kendimizi. Sonra keskin virajlı dik bir iniş takip etti bu güzergâhı. Bayır aşağı kısa bir düzlüğün bitiminde yer alan dar bir seyir alanında araçların park etmiş olduğunu ve yolcularının bir yerde birikip kalabalık bir topluluk oluşturduğunu gördüm. Neşe ve yüksek dozda hayretle hem bir yeri seyrediyorlardı hem de fotoğraf çekiyorlardı. Merak ettim ve ben de seyir alanının park bölümüne girip aracı park ettim. İkimiz de bu kadar insanı büyük hayretlere düşürenin ne olduğunu merak ediyorduk. Bariyerlerin önüne geldiğimizde adeta nutkumuz tutuldu. Fethiye Ölüdeniz yolunu henüz yarılamışken destansı manzaralar önümüze çıkmaya başlamıştı bile. Ucu bucağı görünmeyen bir ova vardı aşağıda. Ovanın bitiminde ise dünyanın sonuna kadar gidiyormuşçasına uzanan bir mavilik. Deniz o kadar sakin ve güzel görünüyordu ki manzarayı anlatacak kelimeleri o zaman da olduğu gibi şimdi de bulmakta güçlük çekiyorum. Yine de tarif etmeyi deneyeceğim.

Gökova Körfezi

Gökova körfezi bütün güzelliğini sergiliyordu. Bulunduğumuz nokta deniz seviyesinden metrelerce yüksekte idi. Aşağılardan yükselen deniz kokusu olarak bildiğimiz iyot kokusu ise genzimizi hafifçe yakıyordu. Hafifçe esip tenimizi öpen meltem bizi kendisine âşık ediyordu. Ve Gökova… Gökova güzellik ve duygu doluydu. Dingindi ama hissettirdiği duygu büyülü bir coşkuydu.

GökovaKörfezi
Gökova Körfezi’nin Seyir Alanından Görüntüsü

Heyecanlandık. Serüven başlamıştı. Sadece gidişimizin kararı tarafımca verilmişti. Bunun dışında hiç bir plan yapmamıştım. Günübirlik olması olasılık dışı bir mesafe kat ediyorduk. Ben ise ne bir otel ne de bir pansiyon rezervasyonu yapmıştım. Buna rağmen zerre kadar bile olsa bir endişe taşımıyordum. Aslına bakılırsa bunu sevmiştik de. Ansızın yola çıkıp kendimizi tasarlanmamış bir tatilin tam ortasında bulmak çok hoşumuza gidiyordu. Vardığımız destinasyonda otel, tatil köyü veya pansiyon her ne olursa aramak, bunun için koşuşturmak belki tatil kelimesinin ruhuna aykırı olabilirdi fakat tam bir serüvendi. Ve biz bunu o dönem sıklıkla sanki hayatımızdaki tek ve en büyük eksik buymuşçasına yapmaya başlamıştık.

5 saati aşan bir yolculuğun ardından Fethiye ilçe sınırına varmıştık. Fethiye içine girmeye niyetli değildik. Çevre yolundan devam ettik. Bir tepeye tırmandık. Deniz görünmüştü fakat fazlasıyla uzağımızdaydı. Tepeyi aştık. İniş başladı. Bir boğazı geçtiğimiz anda gözlerimiz fal taşı gibi açıldı. Tam karşımızda, yolun sağında ve solunda tepeler vardı. Bu yamaçların arasındaki uzak boşluğu ise masmavi bir deniz dolduruyordu. Sayısız yamaç paraşütü vardı. Evet, Gökyüzü paraşütçülerle doluydu. Süzülüyorlardı. Onlarca paraşüt ve insan gökyüzündeydi. Aşağıda ise bir insan akını vardı. Mahşeri bir kalabalık dünyaca ünlü Kumburnu Plajı’na yürüyordu. Her yaştan insan oradaydı. Eminim ki çoğu erken rezervasyon yaptırmışlardı. Buna mecburlardı. Aksi takdirde bırakın oteli, uçak bile bile bulamazlardı.

Bölüm 2: Fethiye Ölüdeniz Otelleri Listesine Nasıl Ulaşılır?

Geride bıraktığımız 5 saatlik periyot bizi yormuştu. Aydın’dan çıkıp Fethiye Ölüdeniz mevkisine varana kadar kat ettiğimiz yol değildi tabii ki yorucu olan. Ege’nin her karışının benzersiz ve gerçekten akıllara durgunluk veren sonsuz güzelliği seyretmekti yorgunluk kaynağımız. Yorulmuştuk ama değerdi. Ölüdeniz bizi sanki ayakta karşılamıştı. Canlı bir organizmaydı sanki. Fakat acilen bu hayranlık duygusundan, en çok da yorgunluktan sıyrılmamız gerekiyordu. Bu canlının bir parçası olabilmek için gücümüzü toplamalıydık. İlk hedefimiz hemen bir otel bulup yerleşmekti. Benim ise saatler önceki endişesiz ruh hâlimden eser kalmamıştı. Nasıl endişelenmeyeyim ki? Bütün Dünya sanki buradaydı. Bu kalabalığı görünce yer bulamayacağımıza emin olmuştum artık ama yine de şansımı deneyecektim. Elimi telefonuma attım. Alışkanlık edinmiştim. Bir yer bulmam gerektiği zaman yaptığım ilk şey Google Haritalar uygulamasını açmak oluyordu artık. Araştırmaya başladım.

Yamaç Paraşütü Ölüdeniz Kapak
Ölüdeniz Yamaç Paraşütçüleri

Google Haritalar uygulamasını kullananlar bilirler; bir tatil yöresinde kalacak yer arıyorsanız ve bu uygulamayı açmışsanız ekranı bir anda rakamlar kaplar. Bu rakamlar yığını yüzünden haritadaki konumunuzu bile zar zor seçersiniz. “Ne rakamı?” dediğinizi duyar gibiyim. Fiyatlardan bahsediyorum. Tatil yöreleri oteller, tatil köyleri ve pansiyonlarla doludur. Burada da öyleydi. Ekranın her yerinde rakamlar ve otel isimleri yazılıydı. Kıbrıs otel, Hotel Ölüdeniz, Fethiye Otel, Beach Hotel vs. başımı çevirsem otel reklamı görüyordum. Kuşadası otelleri, Didim Otelleri, Ankara otelleri, Belek otelleri, yurtiçi otelleri, yurtdışı otelleri (İspanya Turları)… Öyle ki Karadeniz turları, butik oteller, Sanki bütün dünya otelleri buraya reklam vermiş gibiydi. Bir an gezi rehberi olsam mı diye düşündüm. Gezimiz hafta sonu gezisi gibiydi. Bir gece kalıp dönecektik.  Ekranda gördüğümüz rakamlar da onların fiyatlarıydı.

Kurtarıcım Ets Tur

Aradığımı bulamadım. Başka bir yöntem denemeye karar verdim. Son bir silahım daha vardı. Tabi ki bu silah Ets Tur’du. Ets bir kez daha kurtarıcım olmuştu. Açtım sayfasını. Bulunduğumuz konumdaki otellerden uygun olanları filtrelemesini rica ettim. Bir kaç seçeneğin içinde eşsiz 2 gün geçirmemize vesile olan dünya tatlısı Morina Hotel bunların arasından bana gülümsüyordu. Fotoğraflarına bakınca Butik oteller geldi aklıma. Onlardan birisi sandım. Fethiye Ölüdeniz’de çok fazla butik otel olduğunu duymuştum. Genelde de en çok tercih edilen bu oteller oluyordu. Bir de tabi denize sıfır oteller çok rağbet görüyordu. Haritada göster seçeneğini seçerek konumunu öğrenmek istedim. Üstelik çok da yakınımızdaydı. Tam da bulunduğumuz noktanın bir kaç metre ötesinde görünüyordu.

Aracın dışına çıktım, haritanın bana gösterdiği noktaya dönüp baktım. Ölüdeniz otelleri içinden muhtemelen ormanın içine inşa edilmiş tek otel Hotel Morinay’dı. Ağaçlar yüzünden otel görünmüyordu. Görünen alabildiğine geniş bir alanı kaplayan ormanlık bir bölgeydi. Halbuki Ets Tur’un sayfasında Morina Hotel’in enfes fotoğraflar vardı. Emin olmak için aradım. Haklıydım. Tesisin ağaçlarla çevrili olduğunu söyledi telefondaki ses. Uygunluk durumunu sordum. İki boş odanın kullanıma hazır durumda müşterisini beklediğini öğrendim. Fiyat sordum. Fiyatlar da oldukça uygundu. Son olarak da tam konumlarını rica ettim. 100 metre ilerimizde olduğunu öğrendim.

Saklıkent Dedikleri Bu Olsa Gerek

Atladık aracımıza. Tarif edilen yere gittik. Ağaçlık bir alanın etrafında dönüp duruyorduk. Bir giriş göremedik. Ağaçların arasından otel seçiliyordu fakat bir türlü girişini bulamıyorduk. Bir kaç kişiye sorduk, oteli tekrar aradık ama yok, nafile. Tarif edilen yere geliyorduk ama bir türlü girişi göremiyorduk. Sonra dikkatlice bakınca bir patika yol ilişti gözümüze. Hemen girişinde giriş yapın yazılı bir tabela vardı. Ağaçların arasındaydı. Fethiye Ölüdeniz tamamen ağaçlarla kaplı bir yerdi zaten. Masal gibiydi. Aracın girebileceği bir patikaydı. Girdik. Sanki saklı bir bahçeye girmiş gibiydik. Bilerek isteyerek saklamışlar gibi duruyordu. Aracı oraya park ettik. Eşyalarımızı da alıp resepsiyonun yolunu tuttuk. Bir kısa patikadan daha geçtikten sonra açık havuz ve restoranın olduğu geniş bir alana vardık. Karşımıza çıkanı görmeliydiniz, sihir gibiydi. Heyacanım daha da katlandı. Görecek ve gezilecek yerler vardı. Düşünsenize, Kelebekler vadisi, Mavi Yolculuk, Manas park hemen yanı başımızdaydı. Biz bir tanesine ulaşmıştık. 

Bundan sonraki bölüm asıl maceranın başladığı bölümdür. Bu bölümü de bir sonraki yazımda paylaşmak istiyorum. Morina Hotel enfes bir tesisti ve ben bu oteli bu yazının sonuna üç beş cümle ile sıkıştırıp geçmek istemiyorum. Fethiye Ölüdeniz özel bir hatıra olduğu için aklımda taptaze duran bu sahneleri en ufak ayrıntısına kadar yazmaktan büyük keyif aldığımdan kendimi durduramadım. Bu yüzden uzun oldu. Umarım sıkılmamışsınızdır.

Not: Bir sonraki yazıda daha çok fotoğraf paylaşacağım.

Tatilimizin 2. etabı için lütfen takipte kalın.

%d blogcu bunu beğendi: