Müze Kart Nedir, Nerede Geçerli, Nerede Geçersizdir?

Ziyaretçileri tarihte yolculuğa çıkaran yüzlerce müze ve ören yerini ziyaret etmek az önce bahsettiğim önem nedeniyle bazı şartlara bağlanmıştır. Müze Kart bunların en önemlisidir. Bu yazımızda Müze Kart ile ilgili en çok sorulan sorulara cevap vermeye çalışacağım

Anadolu’nun ev sahipliği yaptığı medeniyetlerden miras kalan zenginlikler Türkiye’nin dört bir yanında varlıklarını sürdürmeye ve ziyaretçi ağırlamaya devam ediyor. Binlerce yıl süren yolculukları sonucunda dönemimize ulaşmayı başarmış bu tarihi eser ve mekanlar, yaşadığımız toprakların geçmişine ışık tuttukları için ülkemizin göz bebeği durumundalar. Özellikle bu nedenden dolayı korunmaları çok önemli. Genel olarak müze ve Ören yerler ismiyle andığımız söz konusu varlıklar her yıl milyonlarca turist çekmektedir. Turist sayısı bu kadar yüksek olunca haliyle sistemli bir çalışma ve bu çalışmanın sonucunda olmazsa olmaz uygulamalar ortaya çıkmıştır. Ziyaretçileri tarihte yolculuğa çıkaran yüzlerce müze ve ören yerini ziyaret etmek az önce bahsettiğim önem nedeniyle bazı şartlara bağlanmıştır. Müze Kart bunların en önemlisidir. Bu yazımızda Müze Kart ile ilgili en çok sorulan sorulara cevap vermeye çalışacağım

Müze Kart
Müze Kart

Başlıklar

Müze Kart Nedir?

Müze Kart, Kültür ve Turizm bakanlığınca verilen, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki 300’den fazla müze ve ören yerini ücret ödemeden ziyaret edip görmenizi sağlayan bir karttır. Ben bu kartla 2 yıl önce gerçekleştirdiğimiz Ege turu sırasında, büyüleyici atmosferi ile beni gerçekten tam manasıyla mest eden Efes Antik Kentinde tanıştım. Kimliğimi göstererek ve sadece 60 TL ödeyerek edindiğim müze kartın sağladığı en güzel avantaj, 1 yıl boyunca ziyaret edeceğim başka hiçbir müze ya da ören yerinde ücret ödemek zorunda kalmayacak olmamdı. Gezmeyi ve yeni yerler görmeyi seven herkesin mutlaka bir müze kart edinmesi gerektiğine inanıyorum.

Hesabınızı bilmez, harcamalarınıza dikkat etmezseniz gezmek ve görmek gibi eylemler sizin için oldukça pahalıya patlayabilir. Müze kart bu noktada harika bir avantaj olarak karşımıza çıkıyor. Yıl boyunca ziyaret edeceğiniz 300’den fazla müze ve ören yerinin ücretsiz olarak önünüze serilmesi bence gezi severler için çok güzel bir fırsat. “Müze ve Ören yerlerine Girişlerde Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında” isimli yönergede belirlenmiş gruplara buralar zaten ücretsiz.  

Müze Kart ’ın Geçerli Olmadığı Yerler Nerelerdir?

Türkiye ve KKTC içerisinde bulunan 300’den fazla müze ve ören yerini ücretsiz olarak görmenizi sağlayan bu kartın geçerli olmadığı 4 yer var. Ben bunların hangi mekanlar olduğunu, o dört yerden ikisini ziyaret ettiğim sırada tesadüfen öğrenmiştim. ilki Efes Antik Kent’teki Yamaç Evler adı verilen özel bir alandı. Efes’te restorasyon ve kazı çalışmalarının bir arada yürütüldüğü Yamaç Evler adı verilen kısım dışardan bakılınca içerisi görülemeyecek bir biçimde çevrilmişti. Fakat ziyarete açıktı. Girmeye teşebbüs ettiğim sırada bu bölümü ziyaret edebilmem için ücret ödemem gerektiği söylendi. Ben ise cevaben, Antik Kente girerken müze kart satın aldığımı söyledim. Bu bölümün o kartın sağladığı ücretsiz giriş avantajı dahilinde olmadığını öğrendiğimde oldukça hayıflanmıştım. Fakat geçerli bir sebebinin olduğunu öğrendiğimde hak vermiştim. Buna bir sonraki başlık altında değineceğim.

Müze kartın geçersiz olduğu ikinci ören yeri ise Kapadokya’daki Göreme Açık Hava Müzesi içerisinde bulunan Karanlık Kilise idi. Bu açık hava müzesi Göreme – Ürgüp karayolunun üzerinde bulunur. Göreme’ye 5 kilometrelik mesafededir. Açık Hava müzesine giriş Müze Kart sahiplerine ücretsizdir fakat bu müzenin içerisinde bulunan Karanlık Kilise’yi görmek isterseniz ücret ödemeniz gerekiyor.

Müze Kart’ın geçerli olmadığı diğer iki özel yeri ise henüz ziyaret etme fırsatım olmadı. Bunlardan biri Topkapı Sarayı içindeki Harem Dairesi diğeri ise Aya İrini Anıtıdır.

Müze Kart’ın Geçersiz Olduğu Yerlerin Özelliği Nedir?

Efes’i ziyaret ettiğimizde tanık olduklarımız inanılmazdı. Yaz sıcağının ortasında hem de öğlen vakti, yani günün en sıcak saatlerinde binlerce insan antik kente akın etmişti. Tarihi bir mekanda günün o saatinde bir insan seli ile karşılaşacağımı hiç ummuyordum. Fakat Efes ile ilgili öğrendiğim şaşkınlık verici ayrıntıları hatırlayınca o kalabalığa hak verdim. Bu ayrıntıları Efes ile ilgili yazımızda detaylı bir biçimde kaleme aldım. O yazımıza da buradan ulaşabilirsiniz. Böylesi bir kalabalığın ziyaret ettiği yer binlerce yıllık bir antik kent olunca tarihi dokunun bozulmaması için tedbir alma zorunluluğu doğmuştu. Çok sayıda ziyaretçi alan ören yerlerinde bulunan yukarıda bahsettiğim dört bölüm, kendilerini çevreleyen mekana nispeten daha hassas dokulara sahiptir. Bu dokunun korunması ise daha fazla dikkat gerektirdiğinden buralara girişlerin ücretli yapılması uygun görülmüş. Gözlemlediğim kadarıyla da oldukça etkili bir tedbir olmuş. Çünkü ziyaretçilerin büyük bir kısmı girişin ücretli olduğunu duyunca bu bölümleri görmekten vazgeçmeyi tercih etmişlerdi. Kazançlı çıkıp çıkmadıkları konusunda bir yorum yapamam ama bir kazanım varsa onun da turistik bir değerin korunması olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Müze Kart’ı Nereden ve Kimler Satın Alabilir?

Müze Kart’a, muze.gov.tr adresini ziyaret ederek çevrimiçi ödeme yöntemiyle sahip olabilirsiniz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları 60 TL karşılığında Müze Kart sahibi olabilirler. 65 Yaş üstü iseniz veya ilk ya da orta öğretim öğrencisi iseniz ücret ödemenize gerek yok. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı çalışan öğretmenler, Seyahat acentesi sahipleri veya Sorumlu müdürler de ücretsiz bir şekilde bu mekanları gezebiliyorlar. Diğer tüm şartları yine az önce bahsettiğim siteden öğrenebilirsiniz. Ayrıca bu kart Türkiye ve KKTC’de ziyarete açık olan müze ve ören yerlerinin girişlerinde de satılmaktadır. Kimliğinizi göstererek 60 TL ücret karşılığında satın alabilirsiniz.

Müzeler Ziyarete Açık mı?

Müze ve Ören Yerleri, Koronavirüs salgını sebebiyle 18 Mayıs 2020 tarihine kadar kapalıdır. Bir aksilik olmazsa bu tarihten sonra tekrar ziyarete açılacaktır.

Sağlıcakla kalın.

Gezgin Kılavuz Bir Yaşında

Bir şeylere emek harcamak, sevdiğiniz işi yapmak güzel bir şey. Fakat daha da güzeli harcadığınız emeğin karşılığını almaya başladığınızı görmek, kendi ellerinizle yarattığınız ve büyüttüğünüz şeyin sürekli hâle geldiğine şahit olmak. Bu çok güzel bir duygu. Gezgin Kılavuz için durum tam olarak budur.

Gezgin Kılavuz 1 Yaşında

Tam bir yıl önce ben ve abim Adana Gezi Blog adında bir web sitesi kurduk. Amacımız, şehrimizi mümkün olduğunca iyi bir şekilde tanıtabilmek ve bunun yanı sıra başka yerlere yaptığımız gezileri de okurlarımıza anlatmaktı.

Bu, tam olarak yapmak istediğimiz şeydi. Çünkü gezmeyi seviyoruz, yeni tatları keşfetmeyi seviyoruz, tarih ve doğada kaybolmayı seviyoruz, memleketimiz Adana’yı çok seviyoruz. Yazmayı ve fotoğraf çekmeyi de çok seviyoruz. Kısacası sevdiğimiz pek çok şeyi bir arada yapma imkânına sahip olduk.

Kısa sürede Adana’da gezilip görülecek yerler hakkında ayrıntılı bilgi veren pek çok yazının yanı sıra Adana’nın mutfağını ve farklı yönlerini de sizlere tanıttık. Başka şehirlere yaptığımız gezileri de sizlere anlattık. Fakat bir noktadan sonra şunu fark ettik ki genişlememiz gerekiyor. Gezmeye ve yazmaya olan sevgimiz tek bir ilin sınırlarına sığmıyor. Adana’yı her ne kadar sevsek de bu isim bizi tanımlamaya yetmiyor.

Bu nedenle ismimizi Gezgin Kılavuz olarak değiştirdik. Sadece gezilerimizi anlatmıyor, yurdun her bir köşesini tanıtan yazılar yazıyorduk. Aynı zamanda gezginler için rehberler hazırlıyorduk. Bu arada fotoğrafçılığa dair yazılar da yayınlamaya başladık.

Kısa sürede Adana il sınırlarını aştık ama hayallerimizdeki pek çok şeyi gerçekleştiremeden karşımıza çok büyük bir engel çıktı: Covid-19 salgını. Salgın binlerce insanı bizden aldı ve dünyada hayatı durma noktasına getirdi.

Salgın nedeniyle evlerimize kapandık ve Gezgin Kılavuz için yazdığımız yazıların sayısı önemli oranda düştü. Fakat önceki emeklerimizin karşılığını alıyoruz. Çünkü Gezgin Kılavuz’un okur sayısı her geçen gün artıyor.

Bu kötü günlerin de kısa sürede geçeceğine inanıyoruz. İkinci yılımız için aklımızda birbirinden güzel fikirler var. Yakında onları da sizlerle paylaşacağız. Bugüne gelmemizi sağlayan, bize destek olan okurlarımıza binlerce kez teşekkür ederiz. İyi ki varsınız.

Karantina Bitince İlk Yapacağınız Şey Ne Olacak? Bir İsim – Şehir Oyunu

Her şehrin kendine has özellikleri vardır. Kimisi yemeği ile kimisi tarihi dokusuyla kimisi de kültürel yapısı ile fark yaratır.  Bu şehirlerden özellikle birkaç tanesi var ki saydıklarımdan bazıları ile daha fazla ön plana çıkmışlardır. Tabi ki her şehrimiz çok özeldir ve onları ayrıcalıklı hale getiren bu özellikleri sayesinde ziyaretçi çekerler. Turizmin özünde de aslında bu vardır. Merak insanoğluna harekete geçiren en temel unsurlardan biridir.

Hayal Kurmak
Hayal Kurmak

Dünyayı saran doğal felaketler ve hastalıklar yüzünden hepimiz evlere tıkılmış durumdayız. Sağlığımızı koruma telaşına düştüğümüz şu günlerde kimsenin gezmeyi, tozmayı, yemeyi, içmeyi düşünebileceğini sanmazken özlem duyulan şeylerin daha çok düşünüleceği gerçeğini atladığımı fark ettim. İlk düşüncemin aksine birçoğumuzun çok önceden planlarını hazırladığına eminim. Hatta o planları uygulamak için gün saydığına da eminim. Hepimizin buna ihtiyacı var.

Haydi, Hayal Kuralım!

Her şeye tekrar ulaşabileceğimiz günler geldiği zaman ne yapacağımızı kaçımız düşünmüşüzdür? Örneğin Adana’da yaşayan bizler, güzel günler tekrar geri geldiğinde ne yapacağız? Kendi adıma konuşmam gerekirse kesinlikle ilk yapacağım şey gidip bir Adana kebabı ve şırdan yemek olacaktır. Peki ya bir İstanbullu nereye gitmek için sabırsızlanıyordur? Bir Erzurumlu neyin hayalini kurar ya da Aksaraylılar neye hasrettir? Örneğin Kayserililer, siz neyi özlediniz? Elazığlılar, aklınızdan geçen ne? Iğdır’da şimdi hastalık olmasaydı ne yapılırdı? Manisa’da, Muğla’da, Trabzon’da yapılabilecekler nelerdir? Hayat ne kadar değişti, değil mi? Her şey yoluna girince Konyalıların ilk yapacakları şey ne olacak?  Kısacası karantina günlerinin ardından dışarıya adımımızı rahatça atabileceğimiz zaman yapacağımız ilk şey ne olacak?

Bu sorduğum soruların cevapları şehirlerle alakalı olmalı. Muhakkak insanların daha farklı özlemleri vardır fakat bir gezi blog olarak bizim burada asıl merak ettiğimiz hangi şehirler hangi özellikleri ile ön plana çıkıyor ve o şehirlerde yaşayanlar en çok hangi aktiviteyi özlüyor.

Neyi özlediniz?
Neyi Özlediniz?

2020 yılının ilk 4 ayını henüz gerimizde bıraktık fakat bu kadarıyla bile tarihe geçeceğine eminim. Umarım bundan daha beteri olmaz. Kötü düşünmeyip moral bulalım. Bu yüzden bu yazıyı kaleme alalım istedim. Anılarımızdan ve hayallerden bahsedelim bahsedelim ki insanlar hastalık, ölüm, keder dışında şeyler düşünmeye başlayabilsinler.

Coronavirüs hayatımıza kast etmiş olabilir fakat hayallerimize asla dokunamaz.

Uzun Çarşı – Tarihî Antakya’nın Kalbi

Tarihî çarşılar, gittiğim şehirlerde gezmeyi en çok sevdiğim yerlerdendir. Çünkü yaşayan tarihtir. Bir tarihî eserden fazlasıdır. Burada yüzyıllar öncesinin meslekleri, zanaatları, komşuluk ilişkileri ve lezzetleri bir arada bulunur. Şehrin kalbinin hâlâ attığı yerlerdir. Antakya Uzun Çarşı da tam olarak böyle bir yerdir.

Türkiye’nin Tarihî Çarşıları

Anadolu’nun şehirleri tarihî çarşılarla doludur. Her şehirde en az bir tane bulunur ve geçmişi yüzyıllara dayanır. Hatta şehirler bu çarşıların çevresinde kurulmuştur. Çünkü halkın bütün ihtiyaçlarını bu çarşılar karşılamıştır. Tarihî çarşılar; her türlü eşya, giysi, sanat eseri, gıdanın satıldığı yerler olduğu gibi kahvehaneleri, restoranları ve hanları ile şehir halkına sosyalleşme imkânı da vermiştir.

Hatta Anadolu’da bu tarihî çarşılar kendi standardını oluşturmuş olup bedesten olarak anılmışlardır. Gezgin Kılavuz sayfalarında daha önce Adana’nın tarihî çarşısı olan Kazancılar Çarşısı’nı sizlere anlatmıştık. Bugün ise sıra Hatay’ın merkez ilçesi Antakya’daki Uzun Çarşı ’da. Gelecekte diğer şehirlerinki de sayfalarımızda ağırlanacak.

Uzun Çarşı ‘ya Yolculuğum

Uzun Çarşı ‘ya yaptığım ilk ziyaret, öğrencilik yıllarıma denk gelir. Daha önceki yazılarımda da söz ettiğim üzere üniversiteyi Hatay’da okumuştum. O yıllarda çarşının ortamı beni her ne kadar büyülemiş olsa da tarihî önemini pek anlamamıştım. Çünkü şu anki kadar tarih bilincine sahip değildim.

Mezuniyetimden dokuz yıl sonra, Antakya’da yaşayan kardeşimi ve eşini görmek için yeniden Hatay yollarına düştüm. Sabah kahvaltısından sonra Antakya’nın tarihî ve turistik yerlerini gezmek için yola düştük. Meclis Binası, Atatürk Parkı, Saray Caddesi, Tarihî Antakya Evleri gibi yerleri gezdikten ve Ehliddar Cafe’de bir mola verdikten sonra çarşıya girdik.

Uzun Çarşı - Hatay
Uzun Çarşı – Hatay

Yıllar sonra yeniden burada olmak hoş bir duyguydu. Çarşı güzelliği ve canlılığından hiçbir şey kaybetmemişti. Hatta daha da güzelleşmişti. Orada gördüğüm her şey Antakya’yı harika bir şekilde yansıtıyordu. Şehrin tarihi burada yaşamaya devam ediyordu.

Gerek Antakya’nın yerlisi olanlar gerekse de turistler alışverişlerine devam ediyorlardı. Esnaf ise hem işini yapıyor hem de komşusuyla hoşbeş ediyordu.

Fakat kardeşim sayesinde Uzun Çarşı ’nın sandığımdan çok daha büyük olduğunu ve bilmediğim yönlerinin de olduğunu öğrendim. Ben daha önce bu çarşının sadece ana sokağını gezmiştim. Onun ara sokaklarını da şimdi gezdik ve daha önce varlığını bilmediğim Kurşunlu Han’ı da ziyaret ettik.

Uzun Çarşı ‘da Neler Var?

Uzun Çarşı ‘da yaklaşık 2000 esnaf faaliyet göstermekte. Ve her şeyi bulmak mümkün. Çarşının bulunduğu sokakların üstü güneşten ve yağmurdan etkilenmeyecek şekilde örtülmüş. Kısacası AVM gezmek yerine bu çarşıyı gezmemek için hiçbir bahaneniz olamaz.

Tarihî Uzun Çarşı - Antakya
Tarihî Uzun Çarşı – Antakya

Çarşının ana sokağı ve ara sokaklarında neredeyse her türlü eşyayı, kıyafeti ve gıda ürününü satan dükkânlar var. Yöresel ürünler ağırlıkta. Hatay’ın meşhur tatlısı künefenin malzemelerinden çeşitli yerel yiyeceklere, baharatlara,kozmetik ürünlerine, hediyelik eşyalara, Hatay’ın meşhur Defne Sabununa kadar her türlü yöresel ürün burada bulunuyor. Eğer Antakya geziniz sırasında anı götürmek, hediyelik eşya almak isterseniz bu tarihî çarşı ilk durağınız olmalı.

Ayrıca Hatay Mutfağının birbirinden harika yemeklerini tadabileceğiniz restoranlar da var. Bunlar genellikle esnaf lokantası ve kebapçı gibi görünen yerler. O gün yemeği orada yemedik ama turistler tarafından da bu lokantaların tercih edildiğini gördük. Hatta bir tanesinin üstünde ünlü gurme Vedat Milor’un orayı ziyaret ettiğini gösteren bir fotoğraf da gördük.

Uzun Çarşı ‘nın kendisi her ne kadar tarihî bir eser olsa da içinde iki farklı tarihî eser daha bulunuyor. Bunlardan biri Antakya’daki en eski tarihî han olan Kurşunlu Han. Diğeriyse şehrin tarihî camileri içinde en yenisi olan Yeni Cami.

Uzun Çarşı Ne Zaman Kuruldu?

Uzun Çarşı ‘nın ilk olarak ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemekte. Evliya Çelebi’nin yazdıklarına göre Kurşunlu Han 17. yüzyılda inşa edildiğinde bu çarşı varmış ve o zamanlar yaklaşık 300 esnaf burada çalışmaktaymış.

Çarşının kuruluş tarihi ile ilgili kayıtlar ya tutulmamış ya da günümüze ulaşamamış. Fakat çarşının İpek Yolu ticaretinde önemli bir yer edindiğini biliyoruz ki bu da onun Osmanlı döneminden önce de uzun bir süre var olduğuna işaret ediyor. Kuruluş tarihini bilmesek de şundan eminim: Uzun Çarşı Türkiye’deki benzerlerinden çok daha uzun bir geçmişe sahip.

Salda Gölü Kıyıları Tahrip Edildi

Burdur’un Yeşilova ilçesinde bulunan doğa harikası Salda Gölü, millet bahçesi projesi kapsamında yürütülen çalışmalar nedeniyle telafisi uzun zaman alacak bir tahribata uğratıldı. Yüklenici firmaya ait iş makinalarının kazı yaptıkları Salda Gölü kıyıları vicdanımızın asla kabul edemeyeceği bir davranışa saatler önce maruz bırakıldı.

Salda Gölü Tahrip Edildi
Salda Gölü Tahrip Edildi

Türkiye’nin Maldivleri olarak anılan ve dünyanın sayılı güzelliklerinden biri olan Salda Gölü kıyıları, iş makinalarının verdiği zarar nedeniyle tanınmaz hale geldi. Bembeyaz kumu ile dünyayı kendisine hayran bırakan kumsallarda, bırakın iş makinalarını, ayakkabı izinin bile olmaması gerekirken dün yapılan kazı ve açılan derin çukurlar sebebi ile neredeyse 1 metrelik kot farkı oluştu.

Hakkında yüzlerce yazı yazılıp dünyaya tanıtılan, ülkemizin en nadide destinasyonlarından biri olan Salda talan ediliyor ve biz hiçbir şey yapamıyoruz. Yardım isteyebileceğimiz, güvenebileceğimiz tek bir merci bile yok. Koruma altına alınması ve bizce insanoğlunun adım bile atmaması gereken Salda gölü maalesef aleni bir tahribata kurban ediliyor. Killi kumu ve magnezyumlu suyu ile adeta bir hazine, el üstünde tutulması gereken narin bir güzellik bu kadar pervasızca yıpratılmamalı.

Firmanın sebep olduğu zarar tüm doğa severleri oldukça derinden üzdü. Yükselen tepkilere sessiz kalamayan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, yaptığı açıklama ile yüklenici firma hakkında soruşturma başlatıldığını kamuoyuna duyurdu. Bundan sonra Salda Gölü ve çevresinde yürütülecek tüm faaliyetlerin güvenlik kameraları ile izleneceğinin belirtildiği bu açıklamaya gülelim mi üzülelim mi bilemedik. Bir çalışmanın yapılmasına olanak veren bu ihaleyi açmak bile doğaya karşı işlenen bir suçtur. Bu suçun işlenmeye devam edeceğini ve bu kez olan bitenin kameralarla izleneceğini söylemek ise trajikomiktir. Eğer bir çalışmaya izin veriyorsanız olanları ve olacakları zaten öngörmüş olmanız gerekirdi. O kumsalı elleri ile kazacak halleri yoktu. Tabi ki oraya o makinalar girecekti. Salda Gölü’nü değerli yapan şey tamamen doğal oluşudur. Binlerce yıldır varlığını sürdüren bu doğa oluşumunu gözümüzden bile sakınmamız gerekiyorken kendi ellerimizle yok ediyoruz

Salda Gölü Neden Bu Kadar Değerli?

Salda Gölü’nü değerli ve önemli yapan şey sadece çok güzel görünmesi değil tabii. Suda ve kumda bulunan mineraller, çevresinde bulunan fauna ve flora, oluşum şekli, derinliği ve turkuaz rengi veren dünyanın ilk canlılarından sayılan bakterileri ile Salda Gölü bulunması imkânsız bir değerdir. İnsanların büyük paralar harcayarak tatile gittikleri Maldivler ’in isminin yakıştırıldığı böylesi bir güzelliğe bu davranışı nasıl reva görebilirsiniz?

Çalışmaların acilen durdurulması ve Salda Gölü’nün koruma altına alınması gerekmektedir. Bu gereklilik hem doğaya hem de vicdanlarımıza karşı borcumuzdur. Ülkemiz ve dünyamız geçen 4 ay içerisinde depremler, seller, savaşlar ve 500 milyona yakın canlının yok olduğu büyük bir yangın (Avustralya Yangını) yaşadı. Şimdi de Coronavirüs ile (Covid-19) savaşan insanoğlunu, doğaya karşı daha fazla mahcup etmeye kimsenin hakkı yok. Yeterince zarar verdik ve vermeye de devam ediyoruz. Ne zaman duracağımızı bilmiyoruz. İşte asıl korkutucu olan da bu. Umarım tüm yaptıklarımıza rağmen dünya bizi affeder. Düşünün, sadece geçtiğimiz son 4 ayda yaşananlar doğanın intikamı değil de sizce nedir?

Kurşunlu Han – Antakya’nın En Eski Tarihî Hanı

Bir gezgin olarak gittiğim yerlerdeki tarihî eserleri gezmeyi, fotoğraflarını çekmeyi elbette seviyorum. Fakat bununla sınırlı kalmak istiyorum, o mekânları çeşitli yönleriyle yaşamak da istiyorum. Yüzlerce yıl önce bu mekânlarda insanlar nasıl zaman geçirmişlerse o şekilde zaman geçirmek istiyorum. Hatay’ın merkez ilçesi Antakya’daki Kurşunlu Han kısmen de olsa misafirlerine böyle bir deneyim sunuyor.

Kurşunlu Han ’a İlk Kez Gelişim

Üniversite öğrenciliğimi Hatay’da yapmış olsam da öğrencilik yıllarımda Kurşunlu Han’a yolum hiç düşmemişti. Hatta ismini bile duymamıştım. Çünkü o yıllarda Kurşunlu Han restore edilmemiş olup kullanıma kapalıydı.

Kurşunlu Han’ı yıllar sonra 2019’da Antakya’yı yeniden ziyaret ettiğimde orada yaşamakta olan kardeşimin tavsiyesi sayesinde öğrendim ve gezdim. Daha sonra aynı yıl içinde ikinci kez ayrıntılı bir Antakya gezisi yaptım ve bir kez daha Kurşunlu Han’a gittim.

Kurşunlu Han 'a giriş
Kurşunlu Han ‘a giriş

Bu tarihî handa bulunmaktan büyük keyif aldığımı ve tarihi dokuyu hissettiğimi söyleyebilirim. Restore edilip yeniden açılan Kurşunlu Han, sadece bir tarihî eser değil. Aynı zamanda Hatay’ın pek çok özelliğini deneyimlemenizi sağlıyor.

Kurşunlu Han’a gitmek için Antakya’nın tarihî çarşısı olan Uzun Çarşı’dan geçtik. Han’ın bir girişi bu çarşının içinde. Hanın giriş katında bizi hediyelik eşya satan bölüm karşıladı. Burada Hatay’ı ve tarihî eserlerini tanıtan eşyalar satılıyor. Bir aralıktan da buradaki camiye gidilebiliyor.

Ardından avluya giriş yaptık. Buranın çevresinde yöresel yiyeceklerden ve hediyelik eşyalardan satan dükkânlar var. Avlunun diğer kenarındaysa restoran bulunuyor ve avludaki masalara bu restoran servis yapıyor.

Restoranda Hatay Mutfağının önemli yemekleri yapılıyor. Kâğıt Kebabı, Tepsi Kebabı, Belen Tava gibi önde gelen Hatay yemeklerini denemek isteyen turistler buraya akın etmişler. Biz oradayken oldukça kalabalıktı. Ayrıca birkaç çeşit Hatay mezesi de burada bulunuyordu. Bilmeyenler için söyleyelim Hatay Mutfağı meze yönünden eşsiz bir zenginliğe sahip.

Hatay Tepsi Kebabı
Hatay Tepsi Kebabı

Kurşunlu Han ’da Künefe

Kurşunlu Han aynı zamanda Hatay’ın künefe adlı meşhur tatlısını denemeniz için çok uygun bir yer. Ben buraya gelmeden önce künefenin tek bir çeşidinin bulunduğunu sanıyordum. Hiç de öyle değilmiş. Tepside yapılan çeşidi, özel tavalarda yapılan çeşitleri de varmış.

Biz karnımız aç olmadığı için orada yemek yemedik. Üst kata çıktık. Üst kattaki balkonlardan aşağıdaki avlu seyredilebiliyor. Balkonun bir kısmında Hatay’ın eski el sanatları sergileniyor. Hatta eğitimi de burada veriliyormuş. Mesela mozaik sanatını burada öğrenebilirsiniz.

Kurşunlu Han - Avlu (balkondan görünüm)
Kurşunlu Han – Avlu (balkondan görünüm)

Balkonun diğer kısmında ise pastaneden yemek yemek isteyen müşterilerin oturduğu masalar bulunuyor. Biz de bu tarafa oturduk. Garson siparişlerimizi aldı. Ben tabii ki künefe sipariş ettim. Birkaç dakika sonra künefe gelince çok şaşırdım. Daha önce bu kadar farklı bir künefe sunumu görmemiştim.

Künefenin altında küçücük bir ocak da geldi. Böylece künefenin fırından çıktıktan sonra da sıcak kalması sağlanmış. Bir de künefenin yanında küçük bir bardak süt geldi. O gün öğrendim ki Hataylılar, künefenin sütle beraber tüketilmesinin en doğrusu olduğunu düşünüyorlarmış. Bu yüzden künefeyi burada denemenizi tavsiye ederim.

Kurşunlu Han’ı çok sevdim. Çünkü baştan sona Hatay kokan bir yer. Hatay’ın tarihî bir eserinde zaman geçirebiliyorsunuz, yemeklerinden ve tatlılarından tadabiliyorsunuz, el sanatlarını tanıyabiliyorsunuz, yöresel ürünlerden satın alabiliyorsunuz, ayrıca burada ibadet de edebiliyorsunuz.

Biz de burada güzel zaman geçirdik. Ayrılırken de anneme götürmek üzere hediyelik eşya almayı ihmal etmedim.

Kurşunlu Han ’ın Tarihi

Merak edenler için Kurşunlu Han’ın ne zaman ve neden inşa edildiğini de yazayım.

Osmanlı Devleti’nde Surre-i Humâyûn adında bir alay bulunurdu. Bu alay, her sene İstanbul’dan Mekke ve Medine’ye giderdi. Devletin kutsal topraklara hediye ve yardımlarını götürürdü. Surre-i Humâyûn Alayı bu uzun yolculukta pek çok noktada konaklardı. Çünkü o zamanlar bu yolculuk çok uzun sürerdi.

Kesin tarih belli olmasa da yaklaşık olarak 1660 yılında Köprülü Mehmet Paşa Surre-i Humâyûn Alayının konaklaması için Kurşunlu Han’ı inşa ettirdi. Kurşunlu Han, günümüzde Antakya’daki on beş han içinde en eskisidir.

Kurşunlu Han kısa sürede Antakya’ya gelen yolcuların başlıca uğrak noktası oldu. Çünkü oldukça lüks sayılabilecek bir hizmet verilmekteydi. Hem yolcular hem de hayvanlar burada dinlenir, hayvanlara yem verilir, yolcular gece burada uyurdu. Handa yolcuların tüm ihtiyaçları karşılanır, güzel yemekler verilirdi. Ayrıca avludaki havuz başında nargile sefası yapılır, Yemen kahvesi içilirdi. Yolcuların ter atması için bir hamam da bulunurdu. Burada dinlendikten ve rahatladıktan sonra ertesi gün yolcular dinç bir şekilde yola koyulurlardı.

Mimari Özellikleri ve Ziyaret Bilgileri

Öncelikle Kurşunlu Han’ın isminin nereden geldiğini söyleyeyim. Hanın üst örtüsünün, yapıldığı yıllarda kurşunla kaplı olduğu düşünülmekte. İsminin de buradan geldiği varsayılıyor. Günümüzde ise kurşun kaplaması yok.

Han, taş kaplı bir avlu etrafında inşa edilmiştir. Çevrede tonozlu hacimler vardır. Bütün kapı ve pencereler kemerli olup avluya açılır. Kuzey ve güney yönünde portalli girişler bulunur.

Kurşunlu Han şehrin oldukça merkezî bir noktasında bulunur. Uzun Çarşı ile Yemeniciler arasındadır. Araçla ulaşmaya çalışmayın. Çünkü Uzun Çarşı trafiğe kapalı ve zaten oldukça kalabalık bir yer. Kurşunlu Han’a her gün ve akşam ulaşabilir ve burada zaman geçirip yemek yiyebilirsiniz.