Festivaller

Altın Koza Film Festivali 2019 – İlk Günün Ardından

26. Uluslararası Altın Koza Film Festivali dün itibariyle başladı. Biz de ilk günden festivaldeki yerimizi aldık. Bugünden itibaren her gün, festivalin bir önceki gününe dair izlenimlerimizi sizinle paylaşacağız.

Altın Koza Açılış Töreni

Bazı Değişiklikler

Daha önce festivali tanıttığımız bir yazı kaleme almıştık. O yazıda Orhan Kemal Emek Ödülleri’nin açılış töreninde, Yaşam Boyu Onur Ödülleri’nin ise kapanış töreninde verileceğini belirtmiştik. Biz o yazıyı yayımladıktan sonra programda bazı değişiklikler olmuş. Yaşam Boyu Onur Ödülleri’nin de açılış töreninde verilmesine karar verilmiş. Dün itibariyle bu ödüller verildi.

Saat 19.00’da kırmızı halı yürüyüşleri ile başlayan Altın Koza açılış töreni oldukça görkemliydi. Çok sayıda sanatçı ile Adana siyaset ve bürokrasi dünyasından misafirlerin ağırlandığı gecede 26. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali Yaşam Boyu Onur Ödülü dünyaca ünlü Çinli yönetmen Xie Fei’ye verildi.

Atın Koza Film Festivali
Yaşam Boyu Onur Ödülü Sahibi Xie Fei

Gecede Emek Ödülleri de sahiplerini buldu. Makyaj Sanatçısı Derya Ergün ve Görüntü Yönetmeni Erdoğan Engin ödüle layık görülen diğer iki isim oldu. Açılış gecesi Mega Band isimli grubun Adana türkülerini kendilerine has tarzlarıyla yorumladıkları bir konserle son buldu

Bir başka değişiklik ise film gösterimlerinin yapıldığı yerler ile ilgili. Daha önceki yazımızda Adana’daki bütün sinema salonlarının festivale salon ayırdığını, ayrıca tiyatro, kültür merkezi ve müzelerde de film gösterimi yapıldığını belirtmiştik. Bu sene aynı uygulama yapılmamış. Sadece Arıplex Sinemaları ile Cinemaximum Sinemaları’nda film gösterimi yapıldı. Diğer sinemalar ise normal programlarına devam ettiler. Müze, kültür merkezi ve tiyatrolar ise diğer türden etkinlikler için kullanılmakta.

İlk Gün Etkinlikleri

Altın Koza Film Festivali, Atatürk Parkı’ndaki Atatürk Anıtı’na çelenk bırakılarak ve İstiklal Marşı okunarak başlandı. Festivali düzenleyen yetkililer ve bazı sanatçılar oradaydı. Ardından Atatürk Parkı’ndaki 75. Yıl Sanat Galerisi’nde 50. Yılında Altın Koza adlı serginin açılışı yapıldı. (Her ne kadar 26. kez yapılıyor olsa da ilk Altın Koza Film Festivali tam 50 yıl önce yapılmıştı) Ben bu sergiye katılamadım. Fakat sergi bir hafta boyunca açık olacak diye biliyorum. Bu yüzden yarın katılacağım.

Altın Koza Açılış

Akşam ise festivalin açılış töreni vardı. Törende Zuhal Olcay, Zülfü Livaneli ve Xie Fei’ye Yaşam Boyu Onur Ödülleri takdim edildi. Erdoğan Engin ve Derya Ergün’e ise Orhan Kemal Emek Ödülleri takdim edildi. Ben o sırada sinemadaydım, açılış törenini izlemeyi ise bu siteyi birlikte yürüttüğüm abime bıraktım.

İkinci Günün Etkinlikleri

Bugün festivalin ikinci günü. Çok fazla etkinlik olmayacak. Sadece film gösterimleri var. Bir de Kısa Film Atölyesi etkinliği olacak. Saat 11.00’de Şenbayrak Oteli’nde yapılacak etkinliğin katılımcısı ise Işıl Özgentürk olacak. Bu yazı yayına girdiğinde etkinlik bitmiş olacaktır.

Film gösterimlerinde ise bugünden itibaren Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda yarışacak filmleri izlemeye başlayacağız. Dün çoğunlukla yabancı filmler, belgeseller ve eski Türk filmleri yayımlanmıştı. Onlar elbette bugün de olacak ama asıl yarışmacı filmler bugün görülecek. Hatta Şehitler ve Uzun Zaman Önce adlı filmlerin yapımcı ekibi de bizlerle birlikte salonda yerini alacak. Bu yüzden çok heyecanlıyım.

Şimdi gelelim dün izlediğim filmlere ve filmler hakkında yorumlara. Ben dün Cinemaximum’da yerimi aldım. Tam dört film izledim. Öğlen başlayıp gece saatlerine kadar sinemaya doydum diyebilirim. Bugün de aynısını yapacağım. Festival programında o kadar çok yerli ve yabancı film var ki diğer etkinlikleri bir kenara bırakıp sadece film izlemeye gitsem yine de çok sayıda filmi kaçırmış olacağım. İşte dün izlediğim filmler.

Gizli Yüz

1991’de yapılmış olan bir Türk filmi. Başrollerinde Fikret Kuşkan ve Zuhal Olcay var. Onlara Rutkay Aziz de eşlik ediyor. Yönetmeni ise Ömer Kavur. Film, Orhan Pamuk’un Kara Kitap romanındaki öykülerin birinden uyarlanmış. Zaten filmin senaryosu ve olayların akışı “ben bir Orhan Pamuk eseriyim” diye bas bas bağırıyordu.

Bir kadın, bir fotoğrafçının çektiği fotoğraflarda hayallerindeki yüzü arar ve nihayet bulur. Bu yüz bir saatçiye aittir. Fakat saatçi, dükkânını kapatıp gitmiştir. Kadın da onun peşinden. Ve tabii ki fotoğrafçımız da kadının peşinden. Filmin oldukça gizemli bir havası var. Seyirciyi “peki sonra ne olacak” diye meraklandırıyor ve bu sayede koltuğa çiviliyor. Aslında yavaş yavaş sindirilerek izlenmesi gereken bir film. Çünkü alt metninde çok yoğun mesajlar var. Bu filmi çok sevdim, bu yaşıma kadar gözden kaçırdığım için de pişmanım.

Annelerimiz

Filmin özgün adı Nuestras Madres. Aslen Belçika yapımı bir film olsa da Guatemala’nın geçmişi ile hesaplaşmasını anlatıyor. Yönetmeni Cesar Diaz. Başrolde ise Emma Dib ve Armanda Espitia oynuyor. Guatemala’nın askerî diktatörlük döneminde çok sayıda insan işkence görmüş ve çok sayıda insan öldürülüp toplu mezarlara gömülmüştür.

Yıllar sonra bir yandan radyolar diktatörün mahkemede yargılanmasını yayınlarken, bir yandan da kurbanların aileleri kaybolmuş yakınlarını bulma telaşındadır. Ülkenin dört bir yanında sürekli yeni toplu mezarlar açılmaktadır. Hatta soruşturmayı yürüten Ernesto adlı polis bile diktatörlük rejiminin kurbanlarındandır. Babasını kaybetmiş ve toplu mezarlarda onu aramaktadır. Annesi ise altı ay hapiste işkence gömüş ve tecavüze uğramıştır.

Dün izlediğim filmler içinde en sevdiğim işte bu film oldu. Filmin konusu bize çok yakın. Sonuçta bizim ülkemiz de darbelerden çok çekmiş ve sadece üç yıl önce de sonuncusunu püskürtmüş bir ülke. O yüzden Guatemala gibi uzak bir ülke bana o kadar da uzak görünmedi. Özellikle kayıp yakınlarını arayan anneler bana Cumartesi Annelerini anımsattı. Bu filmi mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.

Güney İstasyonunda Randevu

Filmin özgün adı Nan Fang Che Zhan De Ju Hui. Çin yapımı bir film. Yönetmeni Yi’nan Diao. Başrollerde ise Ge Hu, Lun-Mei Kwei ve Fan Liao oynuyor. Çin’in büyük şehirlerinde kenar mahallelerde yaşanan şiddet ve suç olaylarını işliyor. Şiddet sahneleri bana ikinci sınıf aksiyon filmlerini anımsattı. Karakterlerin de derinliği bence yetersizdi.

Fakat bunlara rağmen iyi bir filmdi. Çünkü anlatmak istediğini anlatabiliyordu. Sahne geçişleri başta biraz sıkıcı görünebilir ama orada asıl amaç filmin ana konusundan çok, şehirdeki atmosferi gösterebilmekti ve bunu başarmışlardı. Özellikle bütün bu olayların içinde ayakta kalmaya çalışan iki kadının mücadelesi izlenmeye değerdi.

İnsan Çağı

Bir film değil, bir belgesel. Özgün adı Anthropocene: The Human Epoch. Belgeselin seslendirmesini ise Alicia Vikander üstlenmiş. Gezegenimiz üzerinde yarattığımız tahribatı anlatan bir belgesel. Elbette bu tarzda başka belgeseller de var. Fakat bu belgesel biraz daha farklı bir konuya yönelmiş.

Gezegenimizin artık yeni bir jeolojik döneme girdiğini açıklama amacındaki bir belgesel. Bu yeni jeolojik dönemin adı İnsan Çağı. Bu çağda ise insan varlığı, gezegendeki tüm doğal süreçlerin toplamından daha etkili. Bu nedenle artık yeni bir jeolojik döneme adım attığımız kabul ediliyor. Belgesel de bunu rahatsız edici örneklerle gösteriyor.

Belgesel biraz daha akıcı olabilirdi. Yine de anlatmak istediğini çok iyi bir şekilde anlatıyor. İnsanlar bu mesajı ne kadar alırlar orası meçhul. Doğaya verdiğimiz zararın vurgulandığı her bir sahnede salonu birkaç kişinin terk ettiğini fark ettim. Buradan da başını kuma gömmek isteyenlerin ne kadar çok olduğunu tahmin edebilirsiniz.

Birkaç Olumlu Eleştiri

Önce olumlu görüşlerimi sıralayayım. Filmlerde film arası diye bir şey yok. Normalde olması gerektiğini düşünürüm ama festival istisnai bir durum. Çünkü bir filmden diğerine geçerken film araları filmlerin süresini uzatıp süreyi kısıtlayabilir. İki film arasında ise yeterince uzun süre bırakmışlar. Böylece bir filmin geç başlaması durumunda bir sonraki filme yetişememe gibi bir durum olmuyor. Bu aralıklar yemek ve diğer ihtiyaçları karşılamak için de yeterli oluyor.

Bir başka olumlu izlenimim de biletlerle ilgili. Bildiğiniz üzere Altın Koza Film Festivali’nde tüm gösterimler ücretsiz. Fakat bu aynı zamanda istismara açık bir durum. Bazı seyirciler sabahtan biletleri toplayıp öğleden sonra filme gelmeyebilirler. Böylece başka insanların da izlemesine engel olarak salonların boş kalmasına neden olabilirler. Bu yüzden şöyle bir tedbir uygulanmış. Gişelerde bilet satışı filmin başlamasından bir saat önce başlıyor. Akşam 20.30’daki filmin biletini önceden alamıyorsunuz. Bu bence çok güzel bir hareket. Gün boyunca ben ve benim gibi çok sayıda seyirci bir filmden çıkıp bir sonraki film için yeniden bilet sırasına girdiler.

Her salonun önüne ve bir de sinema girişine Altın Koza görevlileri yerleştirmiş. Seyircileri onlar karşılıyorlar. Aklınıza takılan her şeyi onlara sorup, her konuda onlardan bilgi alabiliyorsunuz. Mesela programda bir film var ve film hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz diyelim, onlar size bilgi veriyorlar.

Ve son olarak, salonlarda beyaz perdenin alt kısmına küçük bir perde daha yapmışlar. Normal perdede film gösterimi sürüyor ve hatta film yabancıysa Türkçe altyazı bulunuyor. Alttaki perde ise yabancılar için İngilizce altyazı gösteriyor. Böylece yabancı izleyicileri de ihmal etmemişler. Zaten salonda yabancı bir dil (genellikle İngilizce) konuşan bir kitle de vardı. Bu da güzel bir hareketti.

Birkaç Olumsuz Eleştiri

Tabii ki her şey dikensiz gül bahçesi gibi değildi. Bazı aksaklıklar vardı. İzlediğim filmleri her ne kadar sevsem de seyir zevkimizi azaltan bazı teknik aksaklıklar yaşanmadı değil. Umarım bugün aynısı yaşanmaz. Çünkü aksaklıkların yaşandığı o salon, bugünden itibaren filmlerin yapımcı ekipleriyle birlikte film izleyeceğimiz salon.

Peki ne sıkıntılar yaşadık? İlk sıkıntıyı Annelerimiz adlı filmde yaşadık. Film, saati gelmesine rağmen bir türlü başlayamadı. Hatta salonda alkışlarla protesto yapıldı. Bir beyefendi çıkıp dışarıdaki Altın Koza görevlisine bir açıklamayı hak ettiğimizi hatırlattı. Görevli de ondan sonra gelip teknik aksaklığı açıkladı. Sonuç olarak filmi 25 dakika gecikmeli izledik. Neyse ki film aralarındaki boşluk yeterince uzun olduğu için sonraki seansa yansıyan bir sıkıntı olmadı.

İkinci sorunu ise Güney İstasyonunda Randevu filminde yaşadık. Türkçe altyazı fazla aşağı kaydığından okunması zorlaştı. Bu konuda bir şey de yapılmadı. Filmin sonuna kadar öyle izledik. Bir noktadan sonra da ister istemez alıştık. Arada bir iki kere ise sesin kesilmesi sorununu yaşadık.

Üçüncü sorunu ise İnsan Çağı belgeselinde yaşadık. Belgesel tam ekran olarak yayımlanmadı. Perdenin tamamını kaplamadı. Bu biraz rahatsız edici bir durumdu. Elbette perde yeterince büyük olduğundan kabul edilebilirdi ama seyirciyi başta rahatsız etmiyor değildi.

Son Söz

Sonuç olarak bazı aksaklıklara rağmen ilk gün güzel bir festival keyfi yaşadım. Bugün aynı sorunları yaşamayacağımı umuyorum. Zaten yarın da bugünkü deneyimimi yazmış olacağım. Dün özellikle iyi ki bu festivale gelmişim dedirten filmler izledim. Normalde bu filmleri Türkiye’deki sinema salonlarında görmek tam bir hayal. Film festivallerini işte bu yüzden seviyorum. Bu arada şunu da belirteyim, bazı filmler festival boyunca farklı salonlarda, toplamda birkaç kere gösterilecek. Şu ya da bu filmi kaçırdım diye üzülmeyin. Mesela ben, İnsan Çağı ile aynı saate denk geldiğinden Küçük Joe’yu izleyemedim ama cumartesi günü yeniden izleme fırsatım olacak. Sitemizde filmlerin gösterim programı var. Göz atabilirsiniz. Müsaadenizle ben yeniden sinemanın yolunu tutuyorum. Yarın görüşmek üzere.

%d blogcu bunu beğendi: