Festivaller

Altın Koza 2019 Film Festivali – Üçüncü Gün

26. Uluslararası Adana Altın Koza 2019 Film Festivali tüm hızıyla devam ediyor. Bir günü daha sinemaya doyarak geçirdim. Dün festivalin üçüncü günüydü. Düne dair izlenimlerimi ve filmler hakkındaki yorumlarımı sizinle paylaşmaya devam ediyorum. Eğer hâlâ festivale gitmediyseniz üzülmeyin, festival bu pazar gününe kadar devam edecek. Hâlâ görülecek çok şey var. Programı buradan okuyabilirsiniz.

Festival Halkın İlgisini Çekiyor

Festivale her geçen gün biraz daha fazla seyirci katılıyor. İlk gün salonlarda boşluklar oluyordu, bu artık bu olmamaya başladı. Bence bunun nedeni, tanıtımın yeterince iyi yapılamamış olması. Mesela bir tanıdığım, Adana’da festival olduğunu daha dün akşam öğrendi. Ben de kendisine festival programının olduğu broşürlerden verdim. Daha iyi tanıtılsa ilk günden aynı kalabalığı görebilirdik.

İlk gün salonlarla bayağı boşluklar olduğunu görmüş ve halkın festivale ilgi göstermediğini düşünüp üzülmüştüm. İkinci gün salonlardaki doluluk oranları çok daha iyi bir seviyeye gelmişti. Üçüncü gün, yani dün ise bilet bulmak iyice zorlaştı. Salonlar ağzına kadar doldu. Hatta görevliler koltukların arasındaki merdivenlere dahi seyirci aldılar. Üstelik bunlar sadece gündüz saatlerindeki film gösterimleriydi. Akşam mesai bitiminden sonraki seansta ise öyle bir bilet kuyruğu vardı ki o filmi hiç izleyemeyeceğimi fark ettim ve sinemadan ayrıldım. Dün dört film izleyecek zamanım olmasına rağmen bu nedenle üç film izledim.

Sadece seyirciler değil sanatçılar da oradaydı. Sadece gösterimde olan filmlerde oynayanlar değil, diğer pek çok sinema sanatçısı da oradaydı ve hayranları ile buluştular. Festivalde hiçbir filmi olmayan bir sinema sanatçısı bile bu festivalin önemini görmüş ve Adana’ya gelmişti.

Organizatörlerin Yanlış Kararı

Festivali organize edenlerin film gösterimlerini sadece iki sinemada yapmalarının ne kadar büyük bir hata olduğu dün itibariyle ortaya çıktı. Eskiden Adana’daki bütün sinemalarda film gösterimi olurdu. Onun dışında yazlık sinemalar, tiyatrolar, kültür merkezleri ve müzelerde de film gösterimleri yapılırdı. Yeterince ilgi olmayacağını düşündüklerinden olsa gerek bu sene sadece Cinemaximum ve Arıplex’te film gösterimleri oldu.

Sonuçta salonlardan taşan bir kalabalıkla karşılaştık. Bu sene festivali organize eden yetkililer her kimse Adana halkını hiç tanımamış. Adana halkı her sene bu festivale koşa koşa gelmiş, salonları tıka basa doldurmuştur. Bu sene farklı olacağını düşünmek için bir neden yok. Geçen sene Antalya’daki film festivaline giden bir yönetmenin dediği gibi Türkiye’de hiçbir film festivali Altın Koza 2019 Film Festivali gibi değil. Hiçbir yerde Adana’da olduğu gibi büyük bir seyirci ilgisi olmu yor. Yeter ki siz sinema ve benzeri yerlerde yer açın ve festivalin ne zaman başlayacağını doğru düzgün duyurun. Şimdi dün izlediğim filmlere gelelim.

Onun Adı Petrunya

Filmin özgün adı Gospod postoi, imeto i’ e Petrunija. Yani “Allah var, onun adı Petrunya” ama nedense bizde filmin isminin sadece yarısı Türkçeye çevrilmiş. Başta Makedonya olmak üzere bir dizi Balkan ülkesinin ortak yapımı bir film. Başta Berlin Film Festivali olmak üzere farklı festivallerden ödüller toplamış olup Altın Koza’nın en çok beklenen filmlerindendi.

Film Türkiye’deki sinemalarda 8 Kasım’dan itibaren gösterilecek olsa da Türkiye’deki ilk gösterimini Altın Koza 2019 Film Festivali kapsamında bu hafta Adana’da yapmış oldu. Yönetmeni Teona Strugar Mitevska. Başrolde ise Zorica Nusheva oynuyor. Dün Zorica Nusheva da salonda bizimle birlikteydi. Filmden önce kısa bir konuşma yaptı. Filmden sonra da sinemada seyircilerle zaman geçirdi, sohbet etti ve imza dağıttı. Kendisiyle birlikte bu filmi izlemek büyük bir zevkti.

Gelelim filmin konusuna. Filmin konusu Makedonya’nın taşra bölgesinde geçiyor. Petrunya, otuzlu yaşlarında ailesi ile yaşayan bir kadındır. Üniversiteden başarıyla mezun olmasına rağmen işsiz kalmış bir kişidir. (Belli ki oralarda da durum Türkiye’dekinden farklı değil) Üstelik annesi ile de anlaşılamaz. Dış görünüşü, fazla kiloları bile ona sorun olarak çıkarılır. Hiç kimse ona iş vermez ve hatta gittiği iş görüşmesinde taciz edilir.

İsyan hâline giren Petrunya, geleneksel bir Hristiyan bayramında suya atlayıp pederin attığı Haçı ilk önce yakalar. Petrunya’nın yaptığı bu şey geleneklere tamamen aykırıdır, çünkü kendisi bir kadındır. Böylece olaylar gelişir. Önce şehirde, ardından tüm ülkede kriz yaşanır. Böylece Petrunya bir kadın olarak erkek egemen düzene karşı isyan bayrağının simgesi olur.

Onun Adı Petrunya, aldığı bütün ödülleri sonuna kadar hak eden bir film. Güzel bir senaryo ile çok önemli toplumsal mesajları hiç bunaltmadan ve hatta güldürerek veriyor. Petrunya rolündeki Zorica Nusheva ise çok iyi bir iş çıkarmış.

Aidiyet

Aidiyet, Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda yarışan 12 filmden biri. Yönetmeni Burak Çevik. Oyuncuları ise Eylül Su Sapan ve Çağlar Yalçınkaya. Filmin yaratıcı ekibi de dün bizlerle birlikte salonda yerini aldı. Film gerçek bir hikâyeden uyarlanmış. 2003’te İstanbul’da 55 yaşında bir kadın evine giren saldırganlar tarafından bıçaklanarak öldürülmüş ve zanlı olarak da kadının kızı ve kızın sevgilisi gösterilmişti. 2007’de dava sonuçlandığında kız ve sevgilisinin cezası müebbet hapis olmuştu. Film bu cinayeti konu ediniyor.

Burak Çevik iyi bir konu seçmiş ama onu işleyememiş. Aslında film bazı yönleriyle oldukça üst düzey ama bazı kusurları onu bir başyapıt olmaktan alıkoyuyor. Filmin ilk yarısı bir takım durağan görüntüler eşliğinde olayın anlatımıyla geçiyor. Bu kısım bana fazla uzun geldi. Ardından da başa alıp olayı izliyoruz. Aslında olayı değil de sadece iki kişinin tanıştığı kısmı görüyoruz.

Filmin, tanışma aşamasını gösterdiği iki karakter hiç de cinayet işleyecek iki kişiye benzemiyor. Oldukça düzgün kişiliğe sahipler ve hatta biraz da kültürlüler. Nasıl oldu da cinayet işleyecek kişilere dönüştüler? Film bu soruyu sorduruyor ama cevabı vermiyor. Orada bitiyor. Zaten kısa bir film. Bu nedenlerle eksik kalmış bir film.

Filmin iyi yönleri ise oyuncuların oldukça yetenekli olması, zekice yazılmış ve izleyici saran diyaloglar ve ilginç çekim tarzı. Görüntü başka bir şey gösterirken sesler başka bir şey söylüyor. Örneğin iki karakterimiz daha yeni gözlerini açıyorlar ama perdeden gelen ses uyandıktan sonra yaptıkları konuşma. Buna benzer birkaç örnek daha verebiliriz.

Kısacası Aidiyet; aynı çekimler, diyaloglar ve oyuncularla ama tamamlanmış bir senaryo ile mükemmel bir film olabilirdi. Bu hâliyle deneysel bir çalışma gibi durmuş. Bu nedenle sinema okullarında okutulması gereken ve ders çıkarılması gereken bir film olduğunu düşünüyorum.

Kovan

Gelelim dünün en sevdiğim filmine. Hatta Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’ndaki şu âna kadar izlediğim filmler içinde favorim diyebilirim. Kovan, Eylem Kaftan’ın yönettiği ve Meryem Uzerli’nin başrolde oynadığı bir film. Filmin yaratıcı ekibi de dün bizlerle birlikte salondaki yerini almıştı.

Almanya’dan Doğu Karadeniz’e gelen ve annesinin vefatı üzerine onun arıcılık işini devralan Ayşe’nin hikâyesi, sıradan bir başarılı kadın hikâyesi gibi görünüyor. Fakat işler bu şekilde yürümüyor. Ayşe, şehirde yaşamış ve büyümüş bir kişi olarak doğaya yabancı kalıyor ve ona savaş ilan ediyor. Tabii ki herkeste olduğu gibi o da bu savaşın kaybeden tarafı oluyor ve her şeyi zor yoldan öğreniyor.

Son yıllarında kadın hakları mücadelesinin ilerlemesiyle birlikte güçlü, kendi ayakları üzerinde duran kadın karakterlerin olduğu filmlerde artış var. Fakat bu filmlerin bir kısmında, güçlüden de öte kusursuz kadın imajı çizmek gibi bir hata yapılıyor. Bu da o filmlerin inandırıcılığını kaybetmesine neden oluyor. Ne de olsa dünyada kusursuz insan diye bir şey yoktur. Kovan filmi aynı hataya düşmüyor. Evet, bu filmde güçlü bir kadın var ama kusursuz değil. Çok hata yapıyor, çevresindeki insanların deneyimlerini yok sayıyor ve ancak yanlışlarının sonuçlarıyla yüzleşerek öğrenebiliyor.

Bu arada önemli bir ayrıntı da arıcılık hakkında verilen bilgiler. Arıcılıkla meşgul olan bazı tanıdıklarım sayesinde öğrendiğim birkaç şey var. Bu filmi yaparken arıcılığı çok iyi araştırmışlar, neyin nasıl yapıldığını öğrenmişler ve arıcıların işlerinde yaşadığı sorunları seyirciye aktarmışlar. Her şeyi de internetten öğrenemezsiniz mesajını da ihmal etmemişler.

Meryem Uzerli’nin Muhteşem Yüzyıl’dan sonraki hiçbir eserini izleme fırsatım olmamıştı. Muhteşem Yüzyıl ile kıyaslayacak olursam Uzerli’nin oyunculuğunda büyük gelişme var. Umarım bu şekilde devam eder. Aynı şeyi Türkçesi için de söyleyebilirim. Alman aksanı hâlâ devam etse de Türkçesi de gözle görülür oranda iyileşmiş. Bu da oyunculuğunun inandırıcılığını arttırmış.

Kovan’ı dün tanıdıklarıma tavsiye ettim. Bugün festival kapsamında bir kez daha gösterilecek. Kaçırmayın derim.

Altın Koza 2019 Film Festivali’nde Bugünün Etkinlikleri

Gelelim dördüncü günün etkinliklerine. İki farklı sinemada film gösterimleri aynen devam edecek. Onun dışında bazı önemli etkinlikler de var. Bugün saat 11.00’de Şenbayrak Oteli’nde bir kısa film atölyesi daha olacak. Atölye etkinliğinin adı “CSI Dijital Sinemada Renk Düzenleme”. Katılımcısı ise Levent Öztürk. Aynı zamanda kendisinin “Renk Düzenlemenin ABC’si” adlı kitabı tanıtılacak.

Saat 14.00’te Hilton Oteli’nde “Altın Koza 2019 Film Festivali’nin 50. Yılında Çukurova Bölgesinde Filmcilik ve Sinemacılık” adlı panel düzenlenecek. Panelin moderatörü Doç. Dr. Ayşe Tor Par. Katılımcılar ise Dr. Öğretim Üyesi Aydın Çam, Prof. Dr. Emine Uçar İlbuğa, Dr. Öğretim Üyesi Özgür İlke Şanlıer Yüksel ve Prof. Dr. Senem Duruel Erkılıç.

Saat 17.30’da Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu’nda “Orhan Kemal Sineması” adlı söyleşi düzenlenecek. Moderatörü Nebil Özgentürk. Katılımcılar ise Işık Öğütçü, Mazlum Vesek, Menderes Samancılar ve Nur Sürer.

Geçtiğimiz günlerde Altın Koza 2019 Yaşam Boyu Onur Ödülü kazanan Çinli usta yönetmen Xie Fei bir Masterclass etkinliği düzenleyecek. Saat 17.45’te. Yeri Cinemaximum 4. Salon. Ve son olarak 20.30’da Merkez Park Amfi Tiyatrosunda Süheyl Uygur ve Behzat Uygur konser ve komedi gösterisi olan “Yeşilçam Sahnede”yi oynayacaklar.

Yarın görüşmek üzere.

%d blogcu bunu beğendi: