Geziler

Adana Tarihi – Toprak Altından Görkemli Salonlara…

Bir dönemin sanayi ve tarım yıldızı Adana son yıllarda gözden düşmüş, yatırım almayan, sanayisi bitik ve tarımsal faaliyetlerin durma noktasına geldiği bir kente dönüştü. Her ne kadar karamsar bir grafik çizilse de kentin sakinleri ve ileri gelenleri bu kötü gidişe dur demek için çabalamaya devam ettiler. Bu çaba da hakkıyla gösterilen diğer tüm çabalar gibi meyvesini vermeye başladı. Eski güzel günlere dönmenin mücadelesini veren Adanalılar sayesinde kara bulutlar sonunda dağılıyor. Kent her ne kadar sanayi ve tarım açısından ciddi atılıma ihtiyaç duysa da 8000 yıllık tarihi ile bambaşka bir alanda zirveye oturma fırsatını yakaladı. Bacasız sanayinin dumanı tütüyor artık. Turistik destinasyon olma konusunda Türkiye ve hatta Dünya genelinde emsali bulunmayan eserlere sahip olan bu güzel şehrimizde Adana tarihi tüm haşmetiyle keşfedilmeyi bekliyordu.

Ekonomik anlamda bitme noktasına gelmiş, işsizliğin TÜİK verilerine göre ülke genelinde tepe noktaya eriştiği bir şehirde son bir kaç yıl içinde onlarca otel açıldı. Profesörler, araştırmacılar gelip gitmeye başladı. Mantar gibi biten oteller, gelip giden ekipler Adanalılara “kentte bir şeyler oluyor” dedirtti. Neler olduğunu araştırdım. Bir turizmci olarak ulaştığım bilgiler beni son derece mutlu etti. Neler mi oluyor? Hemen anlatayım.

Osmaniye, Hatay ve Mersin vilayetlerinin sanayi ve ticarette öncelikli iller olarak belirlenmesi Adanalıları bir çare arayışına itti. Çıkışı bulmak zor olmamıştı. Bir akşam vakti Seyhan Nehri kıyısında bir bankta oturup tarihî Taşköprü ile göz göze gelen her Adanalı aynı çıkışa yönelirdi zaten.

Adana Tarihi’nin Değeri

Adana binlerce yıllık tarihi ile saklı kalmış bir hazinedir. Bunu Adana tarihini araştıran herkes bilir. Evet, kurtuluş tarihte saklıydı, yani turizmde. Farkına varıldı, harekete geçildi. Belediye meclislerinde kararlar ivedilikle alındı. Valilik ve mahalli idareler ele ele verip arkelojik kazılara giriştiler. Her katmanda daha çok şey buldular. Buldukça daha derine indiler. Bu ölü toprağının altında bir hazine yatıyordu ve buna ulaşmak için ne gerekiyorsa yapılmalıydı.

Restorasyonlar başladı. Müzeler inşa edildi. Toprak altından çıkarılan hazineler görkemli salonlara taşınmaya başlandı. Adana artık uyanıyordu. Araştırmalara katılan her birey Adana tarihini kazmaya başladı. Kazılardan sadece çanaklar, çömlekler, sikkeler, heykeller değil, geçmişte yaşamış ataların kültürleri, benlikleri kısacası hayatları da gün yüzüne çıkıyordu. Her araştırmacı bulduğu her hayatı, varlığına ulaştığı her bireyi yanına alarak kazmaya devam etti. Sadece yaşayanlar değil kazdıkça varlık bilgisine ulaştığımız her birey de sağladığı motivasyonla sanki kendisine bir vücut edinmiş de çalışmalara katılmış gibiydi artık.

Adana Arkeoloji Müzesi’nin Önemi

Adana tarihi sadece merkezden ibaret değildir. İlerleyen günlerde şehir çevresinde bulunan çok değerli birçok tarihî eseri konu alacağımız yayınlar paylaşacağız. Ama şu sıralar merkezde önemi asla tartışılamayacak noktalara vurgu yapmamız lazım. Örneğin Adana Arkeoloji Müzesi‘ni ziyaret edin diyoruz. Gidip sadece taş – toprak, çanak – çömlek, heykel, mezar görmeyeceksiniz. Ayağınızı bastığınız toprağı bir zamanlar sürmüş ve ekmiş, bir pencere kenarında izlediğiniz yağmurda bir zamanlar ıslanmış, kâh üzerinden geçip kâh kıyısından manzarasını izlediğiniz Seyhan, Ceyhan nehirlerinde yüzmüş büyüklerinizi hissedeceksiniz. Yok yok, şahit olacağınız daha önemli bir şey var o müzede. Bir harita… Çukurova çanağının bulunduğu bir harita var orada. O haritayı gördüğüm günden beri hayat bambaşka benim için. Harita üzerinde görecekleriniz bu şehrin geçmişi ve geleceği. Adana ve çevresindeki antik şehirleri gösteren pamuk beyazı bir harita. O haritada gördüğüm onlarca kale, anıt, harabe ve antik şehir Adana’nın ve Adanalının yarını ve hepimizin umudu.

Adana Tarihi Yanıbaşınızda

Bu siteyi kurarken derdimiz maalesef ki kavgasıyla, gürültüsüyle en çok da adliyesiyle tanınmış Adana’yı ve Adanalıyı doğru anlatmaktı. Evet, palmiyeler zengin mahallelerinde, villa bahçelerinde, havuz kenarlarında otantik bir manzaradır belki ama bu şehirde ise yalın ayaklı çocukların koşuştuğu sokaklarda başlarını nereye çevirseler gördükleri, görecekleri her bir tarihî eserin gölge kaynağı ve koruyusudur. Çok sevdiğim bir arkadaşım: “Yalın ayaklı çocuklar tamam da Adana’da palmiye mi var?” diye sormuştu. Var dostlarım, var. Eğer bir gün Adana’yı ziyaret ederseniz Abidinpaşa caddesinin Seyhan Nehri ile buluştuğu noktaya gidin ve kıyısında bir banka oturun. Binlerce yıldır akan Seyhan Nehri’nin üzerinde uçan martılara bakın. Solunuzda 1700 yıl önce Hadrianus’un yaptırdığı Taşköprü‘yü, sağınızda Atatürk’ümüzün ziyaret ettiği Tarihî Kız Lisesini, arkanızda arkeologlarca 6 bin yıl öncesine tarihlenen Tepebağ Höyüğü’nü göreceksiniz. Adana sıcaktır, bir bankta öylece oturtmaz Adana güneşi sizi. Başınızı kaldırıp gölgesinde oturduğunuz palmiyeye bir de gülümserseniz işte o zaman bu yazıyı hatırlayın.

Sevgilerimle.

%d blogcu bunu beğendi: