Müze Kart Nedir, Nerede Geçerli, Nerede Geçersizdir?

Ziyaretçileri tarihte yolculuğa çıkaran yüzlerce müze ve ören yerini ziyaret etmek az önce bahsettiğim önem nedeniyle bazı şartlara bağlanmıştır. Müze Kart bunların en önemlisidir. Bu yazımızda Müze Kart ile ilgili en çok sorulan sorulara cevap vermeye çalışacağım

Anadolu’nun ev sahipliği yaptığı medeniyetlerden miras kalan zenginlikler Türkiye’nin dört bir yanında varlıklarını sürdürmeye ve ziyaretçi ağırlamaya devam ediyor. Binlerce yıl süren yolculukları sonucunda dönemimize ulaşmayı başarmış bu tarihi eser ve mekanlar, yaşadığımız toprakların geçmişine ışık tuttukları için ülkemizin göz bebeği durumundalar. Özellikle bu nedenden dolayı korunmaları çok önemli. Genel olarak müze ve Ören yerler ismiyle andığımız söz konusu varlıklar her yıl milyonlarca turist çekmektedir. Turist sayısı bu kadar yüksek olunca haliyle sistemli bir çalışma ve bu çalışmanın sonucunda olmazsa olmaz uygulamalar ortaya çıkmıştır. Ziyaretçileri tarihte yolculuğa çıkaran yüzlerce müze ve ören yerini ziyaret etmek az önce bahsettiğim önem nedeniyle bazı şartlara bağlanmıştır. Müze Kart bunların en önemlisidir. Bu yazımızda Müze Kart ile ilgili en çok sorulan sorulara cevap vermeye çalışacağım

Müze Kart
Müze Kart

Başlıklar

Müze Kart Nedir?

Müze Kart, Kültür ve Turizm bakanlığınca verilen, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki 300’den fazla müze ve ören yerini ücret ödemeden ziyaret edip görmenizi sağlayan bir karttır. Ben bu kartla 2 yıl önce gerçekleştirdiğimiz Ege turu sırasında, büyüleyici atmosferi ile beni gerçekten tam manasıyla mest eden Efes Antik Kentinde tanıştım. Kimliğimi göstererek ve sadece 60 TL ödeyerek edindiğim müze kartın sağladığı en güzel avantaj, 1 yıl boyunca ziyaret edeceğim başka hiçbir müze ya da ören yerinde ücret ödemek zorunda kalmayacak olmamdı. Gezmeyi ve yeni yerler görmeyi seven herkesin mutlaka bir müze kart edinmesi gerektiğine inanıyorum.

Hesabınızı bilmez, harcamalarınıza dikkat etmezseniz gezmek ve görmek gibi eylemler sizin için oldukça pahalıya patlayabilir. Müze kart bu noktada harika bir avantaj olarak karşımıza çıkıyor. Yıl boyunca ziyaret edeceğiniz 300’den fazla müze ve ören yerinin ücretsiz olarak önünüze serilmesi bence gezi severler için çok güzel bir fırsat. “Müze ve Ören yerlerine Girişlerde Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında” isimli yönergede belirlenmiş gruplara buralar zaten ücretsiz.  

Müze Kart ’ın Geçerli Olmadığı Yerler Nerelerdir?

Türkiye ve KKTC içerisinde bulunan 300’den fazla müze ve ören yerini ücretsiz olarak görmenizi sağlayan bu kartın geçerli olmadığı 4 yer var. Ben bunların hangi mekanlar olduğunu, o dört yerden ikisini ziyaret ettiğim sırada tesadüfen öğrenmiştim. ilki Efes Antik Kent’teki Yamaç Evler adı verilen özel bir alandı. Efes’te restorasyon ve kazı çalışmalarının bir arada yürütüldüğü Yamaç Evler adı verilen kısım dışardan bakılınca içerisi görülemeyecek bir biçimde çevrilmişti. Fakat ziyarete açıktı. Girmeye teşebbüs ettiğim sırada bu bölümü ziyaret edebilmem için ücret ödemem gerektiği söylendi. Ben ise cevaben, Antik Kente girerken müze kart satın aldığımı söyledim. Bu bölümün o kartın sağladığı ücretsiz giriş avantajı dahilinde olmadığını öğrendiğimde oldukça hayıflanmıştım. Fakat geçerli bir sebebinin olduğunu öğrendiğimde hak vermiştim. Buna bir sonraki başlık altında değineceğim.

Müze kartın geçersiz olduğu ikinci ören yeri ise Kapadokya’daki Göreme Açık Hava Müzesi içerisinde bulunan Karanlık Kilise idi. Bu açık hava müzesi Göreme – Ürgüp karayolunun üzerinde bulunur. Göreme’ye 5 kilometrelik mesafededir. Açık Hava müzesine giriş Müze Kart sahiplerine ücretsizdir fakat bu müzenin içerisinde bulunan Karanlık Kilise’yi görmek isterseniz ücret ödemeniz gerekiyor.

Müze Kart’ın geçerli olmadığı diğer iki özel yeri ise henüz ziyaret etme fırsatım olmadı. Bunlardan biri Topkapı Sarayı içindeki Harem Dairesi diğeri ise Aya İrini Anıtıdır.

Müze Kart’ın Geçersiz Olduğu Yerlerin Özelliği Nedir?

Efes’i ziyaret ettiğimizde tanık olduklarımız inanılmazdı. Yaz sıcağının ortasında hem de öğlen vakti, yani günün en sıcak saatlerinde binlerce insan antik kente akın etmişti. Tarihi bir mekanda günün o saatinde bir insan seli ile karşılaşacağımı hiç ummuyordum. Fakat Efes ile ilgili öğrendiğim şaşkınlık verici ayrıntıları hatırlayınca o kalabalığa hak verdim. Bu ayrıntıları Efes ile ilgili yazımızda detaylı bir biçimde kaleme aldım. O yazımıza da buradan ulaşabilirsiniz. Böylesi bir kalabalığın ziyaret ettiği yer binlerce yıllık bir antik kent olunca tarihi dokunun bozulmaması için tedbir alma zorunluluğu doğmuştu. Çok sayıda ziyaretçi alan ören yerlerinde bulunan yukarıda bahsettiğim dört bölüm, kendilerini çevreleyen mekana nispeten daha hassas dokulara sahiptir. Bu dokunun korunması ise daha fazla dikkat gerektirdiğinden buralara girişlerin ücretli yapılması uygun görülmüş. Gözlemlediğim kadarıyla da oldukça etkili bir tedbir olmuş. Çünkü ziyaretçilerin büyük bir kısmı girişin ücretli olduğunu duyunca bu bölümleri görmekten vazgeçmeyi tercih etmişlerdi. Kazançlı çıkıp çıkmadıkları konusunda bir yorum yapamam ama bir kazanım varsa onun da turistik bir değerin korunması olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Müze Kart’ı Nereden ve Kimler Satın Alabilir?

Müze Kart’a, muze.gov.tr adresini ziyaret ederek çevrimiçi ödeme yöntemiyle sahip olabilirsiniz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları 60 TL karşılığında Müze Kart sahibi olabilirler. 65 Yaş üstü iseniz veya ilk ya da orta öğretim öğrencisi iseniz ücret ödemenize gerek yok. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı çalışan öğretmenler, Seyahat acentesi sahipleri veya Sorumlu müdürler de ücretsiz bir şekilde bu mekanları gezebiliyorlar. Diğer tüm şartları yine az önce bahsettiğim siteden öğrenebilirsiniz. Ayrıca bu kart Türkiye ve KKTC’de ziyarete açık olan müze ve ören yerlerinin girişlerinde de satılmaktadır. Kimliğinizi göstererek 60 TL ücret karşılığında satın alabilirsiniz.

Müzeler Ziyarete Açık mı?

Müze ve Ören Yerleri, Koronavirüs salgını sebebiyle 18 Mayıs 2020 tarihine kadar kapalıdır. Bir aksilik olmazsa bu tarihten sonra tekrar ziyarete açılacaktır.

Sağlıcakla kalın.

Gezgin Kılavuz Bir Yaşında

Bir şeylere emek harcamak, sevdiğiniz işi yapmak güzel bir şey. Fakat daha da güzeli harcadığınız emeğin karşılığını almaya başladığınızı görmek, kendi ellerinizle yarattığınız ve büyüttüğünüz şeyin sürekli hâle geldiğine şahit olmak. Bu çok güzel bir duygu. Gezgin Kılavuz için durum tam olarak budur.

Gezgin Kılavuz 1 Yaşında

Tam bir yıl önce ben ve abim Adana Gezi Blog adında bir web sitesi kurduk. Amacımız, şehrimizi mümkün olduğunca iyi bir şekilde tanıtabilmek ve bunun yanı sıra başka yerlere yaptığımız gezileri de okurlarımıza anlatmaktı.

Bu, tam olarak yapmak istediğimiz şeydi. Çünkü gezmeyi seviyoruz, yeni tatları keşfetmeyi seviyoruz, tarih ve doğada kaybolmayı seviyoruz, memleketimiz Adana’yı çok seviyoruz. Yazmayı ve fotoğraf çekmeyi de çok seviyoruz. Kısacası sevdiğimiz pek çok şeyi bir arada yapma imkânına sahip olduk.

Kısa sürede Adana’da gezilip görülecek yerler hakkında ayrıntılı bilgi veren pek çok yazının yanı sıra Adana’nın mutfağını ve farklı yönlerini de sizlere tanıttık. Başka şehirlere yaptığımız gezileri de sizlere anlattık. Fakat bir noktadan sonra şunu fark ettik ki genişlememiz gerekiyor. Gezmeye ve yazmaya olan sevgimiz tek bir ilin sınırlarına sığmıyor. Adana’yı her ne kadar sevsek de bu isim bizi tanımlamaya yetmiyor.

Bu nedenle ismimizi Gezgin Kılavuz olarak değiştirdik. Sadece gezilerimizi anlatmıyor, yurdun her bir köşesini tanıtan yazılar yazıyorduk. Aynı zamanda gezginler için rehberler hazırlıyorduk. Bu arada fotoğrafçılığa dair yazılar da yayınlamaya başladık.

Kısa sürede Adana il sınırlarını aştık ama hayallerimizdeki pek çok şeyi gerçekleştiremeden karşımıza çok büyük bir engel çıktı: Covid-19 salgını. Salgın binlerce insanı bizden aldı ve dünyada hayatı durma noktasına getirdi.

Salgın nedeniyle evlerimize kapandık ve Gezgin Kılavuz için yazdığımız yazıların sayısı önemli oranda düştü. Fakat önceki emeklerimizin karşılığını alıyoruz. Çünkü Gezgin Kılavuz’un okur sayısı her geçen gün artıyor.

Bu kötü günlerin de kısa sürede geçeceğine inanıyoruz. İkinci yılımız için aklımızda birbirinden güzel fikirler var. Yakında onları da sizlerle paylaşacağız. Bugüne gelmemizi sağlayan, bize destek olan okurlarımıza binlerce kez teşekkür ederiz. İyi ki varsınız.

Karantina Bitince İlk Yapacağınız Şey Ne Olacak? Bir İsim – Şehir Oyunu

Her şehrin kendine has özellikleri vardır. Kimisi yemeği ile kimisi tarihi dokusuyla kimisi de kültürel yapısı ile fark yaratır.  Bu şehirlerden özellikle birkaç tanesi var ki saydıklarımdan bazıları ile daha fazla ön plana çıkmışlardır. Tabi ki her şehrimiz çok özeldir ve onları ayrıcalıklı hale getiren bu özellikleri sayesinde ziyaretçi çekerler. Turizmin özünde de aslında bu vardır. Merak insanoğluna harekete geçiren en temel unsurlardan biridir.

Hayal Kurmak
Hayal Kurmak

Dünyayı saran doğal felaketler ve hastalıklar yüzünden hepimiz evlere tıkılmış durumdayız. Sağlığımızı koruma telaşına düştüğümüz şu günlerde kimsenin gezmeyi, tozmayı, yemeyi, içmeyi düşünebileceğini sanmazken özlem duyulan şeylerin daha çok düşünüleceği gerçeğini atladığımı fark ettim. İlk düşüncemin aksine birçoğumuzun çok önceden planlarını hazırladığına eminim. Hatta o planları uygulamak için gün saydığına da eminim. Hepimizin buna ihtiyacı var.

Haydi, Hayal Kuralım!

Her şeye tekrar ulaşabileceğimiz günler geldiği zaman ne yapacağımızı kaçımız düşünmüşüzdür? Örneğin Adana’da yaşayan bizler, güzel günler tekrar geri geldiğinde ne yapacağız? Kendi adıma konuşmam gerekirse kesinlikle ilk yapacağım şey gidip bir Adana kebabı ve şırdan yemek olacaktır. Peki ya bir İstanbullu nereye gitmek için sabırsızlanıyordur? Bir Erzurumlu neyin hayalini kurar ya da Aksaraylılar neye hasrettir? Örneğin Kayserililer, siz neyi özlediniz? Elazığlılar, aklınızdan geçen ne? Iğdır’da şimdi hastalık olmasaydı ne yapılırdı? Manisa’da, Muğla’da, Trabzon’da yapılabilecekler nelerdir? Hayat ne kadar değişti, değil mi? Her şey yoluna girince Konyalıların ilk yapacakları şey ne olacak?  Kısacası karantina günlerinin ardından dışarıya adımımızı rahatça atabileceğimiz zaman yapacağımız ilk şey ne olacak?

Bu sorduğum soruların cevapları şehirlerle alakalı olmalı. Muhakkak insanların daha farklı özlemleri vardır fakat bir gezi blog olarak bizim burada asıl merak ettiğimiz hangi şehirler hangi özellikleri ile ön plana çıkıyor ve o şehirlerde yaşayanlar en çok hangi aktiviteyi özlüyor.

Neyi özlediniz?
Neyi Özlediniz?

2020 yılının ilk 4 ayını henüz gerimizde bıraktık fakat bu kadarıyla bile tarihe geçeceğine eminim. Umarım bundan daha beteri olmaz. Kötü düşünmeyip moral bulalım. Bu yüzden bu yazıyı kaleme alalım istedim. Anılarımızdan ve hayallerden bahsedelim bahsedelim ki insanlar hastalık, ölüm, keder dışında şeyler düşünmeye başlayabilsinler.

Coronavirüs hayatımıza kast etmiş olabilir fakat hayallerimize asla dokunamaz.

Uzun Çarşı – Tarihî Antakya’nın Kalbi

Tarihî çarşılar, gittiğim şehirlerde gezmeyi en çok sevdiğim yerlerdendir. Çünkü yaşayan tarihtir. Bir tarihî eserden fazlasıdır. Burada yüzyıllar öncesinin meslekleri, zanaatları, komşuluk ilişkileri ve lezzetleri bir arada bulunur. Şehrin kalbinin hâlâ attığı yerlerdir. Antakya Uzun Çarşı da tam olarak böyle bir yerdir.

Türkiye’nin Tarihî Çarşıları

Anadolu’nun şehirleri tarihî çarşılarla doludur. Her şehirde en az bir tane bulunur ve geçmişi yüzyıllara dayanır. Hatta şehirler bu çarşıların çevresinde kurulmuştur. Çünkü halkın bütün ihtiyaçlarını bu çarşılar karşılamıştır. Tarihî çarşılar; her türlü eşya, giysi, sanat eseri, gıdanın satıldığı yerler olduğu gibi kahvehaneleri, restoranları ve hanları ile şehir halkına sosyalleşme imkânı da vermiştir.

Hatta Anadolu’da bu tarihî çarşılar kendi standardını oluşturmuş olup bedesten olarak anılmışlardır. Gezgin Kılavuz sayfalarında daha önce Adana’nın tarihî çarşısı olan Kazancılar Çarşısı’nı sizlere anlatmıştık. Bugün ise sıra Hatay’ın merkez ilçesi Antakya’daki Uzun Çarşı ’da. Gelecekte diğer şehirlerinki de sayfalarımızda ağırlanacak.

Uzun Çarşı ‘ya Yolculuğum

Uzun Çarşı ‘ya yaptığım ilk ziyaret, öğrencilik yıllarıma denk gelir. Daha önceki yazılarımda da söz ettiğim üzere üniversiteyi Hatay’da okumuştum. O yıllarda çarşının ortamı beni her ne kadar büyülemiş olsa da tarihî önemini pek anlamamıştım. Çünkü şu anki kadar tarih bilincine sahip değildim.

Mezuniyetimden dokuz yıl sonra, Antakya’da yaşayan kardeşimi ve eşini görmek için yeniden Hatay yollarına düştüm. Sabah kahvaltısından sonra Antakya’nın tarihî ve turistik yerlerini gezmek için yola düştük. Meclis Binası, Atatürk Parkı, Saray Caddesi, Tarihî Antakya Evleri gibi yerleri gezdikten ve Ehliddar Cafe’de bir mola verdikten sonra çarşıya girdik.

Uzun Çarşı - Hatay
Uzun Çarşı – Hatay

Yıllar sonra yeniden burada olmak hoş bir duyguydu. Çarşı güzelliği ve canlılığından hiçbir şey kaybetmemişti. Hatta daha da güzelleşmişti. Orada gördüğüm her şey Antakya’yı harika bir şekilde yansıtıyordu. Şehrin tarihi burada yaşamaya devam ediyordu.

Gerek Antakya’nın yerlisi olanlar gerekse de turistler alışverişlerine devam ediyorlardı. Esnaf ise hem işini yapıyor hem de komşusuyla hoşbeş ediyordu.

Fakat kardeşim sayesinde Uzun Çarşı ’nın sandığımdan çok daha büyük olduğunu ve bilmediğim yönlerinin de olduğunu öğrendim. Ben daha önce bu çarşının sadece ana sokağını gezmiştim. Onun ara sokaklarını da şimdi gezdik ve daha önce varlığını bilmediğim Kurşunlu Han’ı da ziyaret ettik.

Uzun Çarşı ‘da Neler Var?

Uzun Çarşı ‘da yaklaşık 2000 esnaf faaliyet göstermekte. Ve her şeyi bulmak mümkün. Çarşının bulunduğu sokakların üstü güneşten ve yağmurdan etkilenmeyecek şekilde örtülmüş. Kısacası AVM gezmek yerine bu çarşıyı gezmemek için hiçbir bahaneniz olamaz.

Tarihî Uzun Çarşı - Antakya
Tarihî Uzun Çarşı – Antakya

Çarşının ana sokağı ve ara sokaklarında neredeyse her türlü eşyayı, kıyafeti ve gıda ürününü satan dükkânlar var. Yöresel ürünler ağırlıkta. Hatay’ın meşhur tatlısı künefenin malzemelerinden çeşitli yerel yiyeceklere, baharatlara,kozmetik ürünlerine, hediyelik eşyalara, Hatay’ın meşhur Defne Sabununa kadar her türlü yöresel ürün burada bulunuyor. Eğer Antakya geziniz sırasında anı götürmek, hediyelik eşya almak isterseniz bu tarihî çarşı ilk durağınız olmalı.

Ayrıca Hatay Mutfağının birbirinden harika yemeklerini tadabileceğiniz restoranlar da var. Bunlar genellikle esnaf lokantası ve kebapçı gibi görünen yerler. O gün yemeği orada yemedik ama turistler tarafından da bu lokantaların tercih edildiğini gördük. Hatta bir tanesinin üstünde ünlü gurme Vedat Milor’un orayı ziyaret ettiğini gösteren bir fotoğraf da gördük.

Uzun Çarşı ‘nın kendisi her ne kadar tarihî bir eser olsa da içinde iki farklı tarihî eser daha bulunuyor. Bunlardan biri Antakya’daki en eski tarihî han olan Kurşunlu Han. Diğeriyse şehrin tarihî camileri içinde en yenisi olan Yeni Cami.

Uzun Çarşı Ne Zaman Kuruldu?

Uzun Çarşı ‘nın ilk olarak ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemekte. Evliya Çelebi’nin yazdıklarına göre Kurşunlu Han 17. yüzyılda inşa edildiğinde bu çarşı varmış ve o zamanlar yaklaşık 300 esnaf burada çalışmaktaymış.

Çarşının kuruluş tarihi ile ilgili kayıtlar ya tutulmamış ya da günümüze ulaşamamış. Fakat çarşının İpek Yolu ticaretinde önemli bir yer edindiğini biliyoruz ki bu da onun Osmanlı döneminden önce de uzun bir süre var olduğuna işaret ediyor. Kuruluş tarihini bilmesek de şundan eminim: Uzun Çarşı Türkiye’deki benzerlerinden çok daha uzun bir geçmişe sahip.

İnce Memed – Çukurova’dan Dünyaya Yayılan İsyan

Bu siteyi ilk kurduğumuzda kaleme alacağımız konuların Adana ağırlıklı olmasına karar vererek yola çıktığımızı hatırlıyorum. Belirlediğimiz bu rotayı istikrarlı bir biçimde bir süre takip ettik. Genellikle Adana’da gezilecek yerler konulu yazılar yazdık. Sonra düşündük ki dünyaya tanıtalım diye çabaladığımız bu toprakları, buralarda yıllar önce yürümüş bir kitap karakteri zaten ziyadesiyle tanıtmıştı. Çukurova’yı seven Adanalılar olarak bu karakteri yazılarımıza konu etmek boynumuzun borcuydu. Adana’nın küçük bir köyü olan Hemite’de dünyaya gelen Yaşar Kemal’i tüm dünyanın tanımasını sağlayan İnce Memed ’in hikayesi bu toprakların en özel anlatıcısı olmayı başarmıştır.

İnce Memed, Yaşar Kemal’in tüm dünyaya armağan ettiği destansı bir eserdir. Çukurova’nın bağrında yetişen bir halk çocuğunun ağa zulmüne karşı baş kaldırışını anlatır. Halkı ezen, sömüren bir grup güç sahibi Ağa ile bir başına çarpışan Memed ‘in mertliğini, yiğitliğini konu alır. Cehaletin kucağına  terk edilmiş Anadolu köylüsünün çektiği çilenin sonucunda patlak veren tek kişilik bir isyanın büyüyerek tüm halkı saran bir umuda nasıl dönüştüğünü anlatan eşsiz bir başyapıttır. Tabi İnce Memed’i bu kadar özel yapan sadece konusu değildir. Yaşar Kemal’in benzersiz betimlemeleri ve kurduğu hayranlık uyandırıcı olay örgüsü kitabın lezzetine lezzet katmıştır. Bir çok yayın evi tarafından defalarca kez basılmış bu eser ilk olarak 1955 yılında yayımlanmıştır. Yaşar Kemal’in ilk eseridir.

ilk basımı Çağlayan Yayınları’nca iki cilt olarak yapılmıştır . Günümüzde ise kimi yayınevleri 4 cilt kimisi ise 1 cilt olarak bu  eserin basımına devam etmektedirler.

İnce Memed Kitabının Konusu Nerede Geçiyor?

Çukurova’nın dikeninden ağacına, kurdundan kuşuna, böceğinden çiçeğine hemen her şeyin en küçük ayrıntısına kadar benzeri görülmemiş bir ustalıkla tasvir edildiği bu yapıt “En iyi 100 Türk Eser” listesinin zirvesindeki yerini gururla korumaktadır. Yaklaşık 40 farklı dile çevrilmiştir. Eser ilk olarak 1957 yılında Bulgarcaya tercüme edilmiştir. Rusça Çevirisini Nazım Hikmet, İngilizce çevirisini ise Edouard Roditi ve Thilda Kemal yapmıştır.

İnce Memed sağrısı terli atını Torosların eteklerindeki çam ormanlarından Antik metropol Anavarza’nın üzüm bağlarına, Yılan Kale burçlarının gölgesinden Ceyhan Ovasının pamuk tarlalarına kadar her karış Adana toprağında koşturmuş, Abdi Ağa’ya karşı başlattığı isyanını Pozantı’dan Kadirli’ye kadar duyurup tüm zalimlere yekten korku salmayı becermiştir.

Benim okuduğum kitaplar içinde en iyisi açık ara İnce Memed’dir. Onun için dizilen tüm methiyelerin az bile kaldığını bu kitabı okuyunca siz de anlayacaksınız.

Covid-19 ’un (Coronavirüs) Hayatımızda Yarattığı 15 Önemli Değişiklik

Covid-19, yaşamımızda ortaya çıkan çok köklü değişikliklerin baş sorumlusu olarak varlığını sürdürmeye devam ediyor. Bunlardan tespit edebildiğimiz 15 tanesini sizin için derledik.

Covid-19 , yaşamımızda ortaya çıkan çok köklü değişikliklerin baş sorumlusu olarak varlığını sürdürmeye devam ediyor. Bunlardan tespit edebildiğimiz 15 tanesini sizin için derledik.

Covid-19
Coronavirüs (Fotoğraf: Cottonbro)

1) Tokalaşma – Öpüşme – Kucaklaşma

Türk toplumu yapısının genlerine kadar işleyen tokalaşma ve öpüşme, Covid-19 ile hayatımızdan çıktı. Türk samimiyetinin ve sıcaklığının göstergesi sayılan bu vücut dili hareketi salgının yayılma riski nedeniyle konulan sosyal mesafe kuralı ile bizlere veda etti. Ezber bozan Coronavirüsün hayatımıza en büyük etkilerinden biri bu oldu

2) Komşuluk – Misafirlik Alışkanlığı

İnsanımızın en önemli sosyalleşme faaliyeti sayılan komşu ziyaretleri ve misafirlik kavramı kökten değişmiş gibi görünüyor. Çat kapı girip çıktığımız komşu evleri artık yabancı birer mekân durumuna düştü. Komşuluk ilişkilerinin bu denli kısıtlanması Covid-19 virüsünün bizden çaldığı en değerli hazine olarak gösterilebilir.

3) Temizlik (Hijyen) Alışkanlığı

Hijyene verdiğimiz önem ile dünya sıralamasında edindiğimiz konumun bize yaşattığı sarsılmaz gurur daha üst bir seviyeye taşınmış oldu. Temizlik kurallarına dikkat eden bir millet olarak özen gösterdiğimiz kişisel bakım ve çevre temizliğimize daha fazla önem vermeye başlayarak beyazdan daha beyaz olma yolunda hızla ilerliyor oluşumuz su götürmez bir gerçek halini aldı.

4) Yaşam Tarzı

Coronavirüsün bize öğrettikleri arasında şüphesiz en zorlayıcı olan konu hayatı eve sığdırmaktı. Sokaktan içeri giremeyen halkı evden çıkamaz hale getirebilecek yegâne güç olsa olsa ancak ölüm tehditleri savuran böylesi bir virüse ait olabilirdi. Ölüm korkusu yayabilme gücüne mazhar olan bu düşman gerçek anlamıyla ciğer parçalayan, hayat söndüren bir kudrete sahip. Zırhınızı kuşanıp eşiğe çıksanız bile hep bir tedirginlik hissedeceğiniz sokağın tek efendisi şimdilik O. Kapımızın önünde kendimizi yabanın ortasındaymışız gibi hissettiren başka bir düşmanla tanışmış olanınız varsa lütfen bize ulaşsın.

5) Kitap Okuma Alışkanlığı

Evde kalmak zorunda olduğumuz bu günlerde güzel şeyleri alışkanlık haline getiriyoruz. Demek ki bir musibet gerçekten de bin nasihatten katbekat etkili olabiliyor. Covid-19 sayesinde Türkiye genelinde kitap satış rekorları kırıldı. Okumaktan çok uzak olan halkımızı gazeteden başını kaldırmadan, roman, öykü diye ayırmadan, iyiye kötüye aldırmadan yazılı her nesneyi okumaya odaklı birer süper okuyucuya dönüştürenin bir tehditten ibaret olması yine de bu güzelliğe gölge düşürmemeli.

6) Daha Güçlü Aile Bağları

Eve kapanmamıza sebep olan Coronavirüsün bize hatırlattığı güzel şeylerden bir başkası ise ailenin önemi idi. İşe güce dalıp, hayatın koşuşturmacasına kapılıp unuttuğumuz ya da ihmal ettiğimiz ailemize yakın olma fırsatı veren ve bağlarımızı gemici düğümüyle bağlanmış Hollanda halatları kıvamına getiren yine bu küçük şeytan oldu. Yanında bulunamadıklarımıza ise istediğimiz her an ulaşamamanın yarattığı hasret duygusu ise daha güçlü bağların oluşmasına vesile oldu. Bundan dolayı tabi ki Coronavirüse teşekkür etmeyeceğiz. Yapabileceğimiz şey başımızı ellerimizin arasına alarak kendimize şu soruyu sormak: “Aklımız neredeydi?”

7) Sokak Hayvanları ile Mesafe

Biz evlere kapanınca sokaklarda yaşamakta olan sokak hayvanları kendilerini yalnız hissetmiş olabilirler mi? Hiç sanmıyorum. İnsandan başka hiçbir canlının, bir evi evin gerçek sahibine dar etme yeteneğine sahip olduğunu sanmıyorum. Bundan dolayı insanların pervasızca işgal ettiği evlerin yani sokakların ev sahipleri olan hayvanlar eminim huzura ermişlerdir. Biz yine de rahatsızlık verme pahasına da olsa yazın yaklaştığı şu günlerde onlar için sokaklara birer kap su koymayı ihmal etmeyelim

8) Duyarlılık

Covid-19 (Coronavirüs) bize, ne kadar duyarlı bir toplum olduğumuzu bir kez daha hatırlattı. Memleketimin güzel insanları neden bu kadar duygusallar diye hayıflanırken iyi ki de duygusallar diye düşünmeme vesile olan düşman bir virüsün güzelliklere de aracı olması şaşırtıcı değil mi? İroni budur işte. Zorda kalanlara uzanan yardım elleri, borcu kapatılan veresiye defterleri, kenetlenme. Halkın sosyal mesafe kuralını delmeden yaptığı en güzel kucaklaşma değil de nedir?

9) Coronavirüs Disiplini”

Bir şeyi sürekli yapma alışkanlığı kazanmayı ancak ciddi bir disiplin sağlayabilir. Salgından korunabilmemiz için gereken en önemli unsurlardan biri olan temizlik (hijyen) konusunda dikkati elden bırakmamak için gereken şey, bu alışkanlığı kazanana kadar çalışmaktı. Çalışmayı ertelemeden her gün bir önceki günden daha fazla dikkat ederek verdiğimiz bu çaba bize harikulade bir disiplin duygusu kazandırmış oldu.

10) Yetenek Keşfi ve Gelişme

Yapacak bir şey bulamayan insanlar, sıkılmayı en az Covid-19 kadar tehlikeli bulmuş olmalılar ki sürekli bir arayış içinde olma eğilimi gösterdiler. Yapılan sosyal medya paylaşımlarından edinebileceğimiz en güzel çıkarım ise yeteneklerimizin önemli ölçüde geliştiğidir. Evde ekmek yapmalar, yaratıcı oyunlar üretmeler, ev aletleri konusunda hayret verici icatlar ortaya koymalar işte bu sıkıntının ürünüdür.

11) Spor Alışkanlığı

Dışarda gezip tozamıyor, gezilere turlara katılamıyor oluşumuz evde fiziksel bir aktiviteye girişemeyeceğimiz anlamına gelmez. Doğada jogging yapamıyorsak sporu eve taşırız. Aslında bu konuda ev hanımlarının fazla zorlanacağını sanmıyorum. Evde spora en vakıf grup yaptıkları iş düşünüldüğünde, ev hanımlarıdır. Bu su götürmez bir gerçek. Coronavirüs evde spor kavramını güçlendirip kült bir kavram haline getirmiştir. Bunun aksini iddia edeni salonumda 50 şınavlık düelloya davet edebilirim.

12) Beslenme Alışanlığı

Coronavirüs, beslenme alışkanlıklarımızda da çok önemli değişiklikler yapmış gibi görünüyor. Fast food kavramından uzaklaşmamızı sağlayıp neredeyse hepimizi yeni şeyler denemeye hazır cesur birer aşçıya dönüştürmesi ise bize verdiği hediyelerden biri olarak gösterilebilir.

13) Tasarruf Alışkanlığı

Ev ekonomisinin ne kadar önemli olduğunu anladık. Güçlü bir ekonominin en önemli koşulunun ise ciddi bir tasarruftan geçtiğini keşfettik. Şu zorlu günler bize, har vurup haran savurmanın ne kadar delice olduğunu, yaşattığı ağır yaşam koşulları ile göstermiş oldu. Cebimizden çıkan her kuruşun eksikliğini içimiz acıyarak hissettik. Böylece gereksiz yere harcadığımız tek bir meteliğimiz için bile suçluluk duymaya başladık. Tabii olay hepimiz için bu kadar dramatik olmayabilir fakat konunun vahametini varlığımızın teminatı olan devletimizin başlattığı 10 liralık bağış kampanyalarına bakarak rahatlıkla anlayabilmek zor bir iş olmasa gerektir.

14) Sağlığımıza Özen Göstermek – Ruhsal Sağlık

 Covid-19 sadece fiziksel sağlığımızı tehdit etmesinin dışında bünyelerimizde yarattığı ruhsal sıkıntılarla da ne kadar ciddi bir sorun olduğunu defalarca kez kanıtlamış bir miniktir. Sıkılmanın sebep olduğu “kendine kendine konuşma” etkinliğini ciddi bir bunalımın kaçınılmaz tezahürü sayan birçok insan soluğu psikologların eşiğinde almıştır. Halbuki kendi kendine konuşmanın ne kadar zevkli olduğunu daha önceden keşfedebilmiş olsalardı olmadık konuları konuşulmayacak yerlerde konuşmaktan vazgeçip belki de fikir suçu adı verilen garip bir kavramı hukuk litaratüründen tamamen silmiş olacaklardı.

15) Gündemi Takip Etme

Coronavirüs neredeyse tüm toplumu azılı birer gündem takipçisine dönüştürdü. Bu hayatımıza kasteden de kim ola ki sorgulaması ile gözünü kulağını gündem takibine tahsis eden insanımız haber alma hürriyetinin ümüğüne çöküp iliğini kurutmaya ant etmiş bir nefere dönüşmekten geri durmayacaklarını tüm dünyaya kanıtlamışlardır